Kentleşme, Modernleşme ve Çerkes Gençliği

Çarşamba, 15 Haziran 2005 12:00

Kentleşmeye Genel Bakış

Kente göç ile birlikte "kentlileşme" kavramı karşımıza çıkmaktadır. Bu kavram, kentleşme sonucunda toplumsal değişmenin, insanların davranışlarında, ilişkilerinde ve değer yargılarında, maddi manevi yaşam biçimlerinde değişiklikler yaratması süreci olarak tanımlanmaktadır. Yaşanan bu değişimler, kente göç eden insanın bizzat kendisinde etkisini daha az gösterse bile gelecek kuşaklar, sonuçta ekonomik, sosyal ve kültürel olarak kentli durumuna gelmektedir.

Kentleşme, dolayısıyla yaşanan kültürel etkileşim, söz konusu etnik grubun çözülüşüne yol açar. Sosyal olarak etnik grup, kentleşmeden önce sahip olduğu kültürel ve sosyal kurumlarının çoğunu kaybeder. Dolayısıyla kültürünü kentte yeniden üretememe sorunu ile karşı karşıya kalır. Özellikle dil ve gelenekler gibi ancak grup içinde yaşatılabilmesi mümkün olan kültürel unsurların erozyonu hızlanır.

Sonuç olarak diyebiliriz ki, kentleşme asimilasyonu oluşturan etkenler arasında en önemlilerindendir. Ancak bu, kentleşmenin zorunlu sonucunun asimilasyon olduğu anlamına gelmemektedir. Asimilasyon, etnik grup kentte kendi varlığını sürdürebilecek sosyal, kültürel ve ekonomik müesseselerini oluşturamadığı zaman zorunlu sonuç olmaktadır.

Kentleşme ve Kuzey Kafkasyalılar

Çerkeslerin kaderi diyebileceğimiz "sürgünler tarihi" 1863-64'te Kafkasya'dan Osmanlı İmparatorluğu'na yaşanan büyük sürgünle belirginleşmiştir. Tarih sürecinde sürekli savaşlar ve sürgünler yaşayan Kafkas halkı dağıldığı farklı diasporalarda varlığını sürdürmeye çalışmıştır. Türkiye'deki Çerkeslere baktığımızda 1960'lı yıllar ile birlikte çeşitli toplumsal dinamiklerin neden olduğu göç dalgaları yaşandığını görüyoruz. Bu dönemde Çerkesler, Türkiye'nin doğusundan batısına, köylerden büyük kentlere, Almanya'ya, Hollanda'ya göç etmişlerdir. 1970'li yıllardan itibaren de köylerde kalan Çerkes gençlerinin çoğunlukla yüksek öğrenim için büyük kentlere doğru gelmesiyle bu göç dalgası başka boyutlarda devam etmiştir.

Yerlerinden oldukları her zorunlu ya da gönüllü sürgünle birlikte, Çerkeslerin göreli olarak kapalı olan topluluk yaşamları çözülmeye uğradı. Büyük kentlere ve başka ülkelere göç ettikçe, eridiler, yalnızlaştılar. Yalnızlaştıkça yeni yeni dayanışma biçimleri içine girdiler. Çerkeslik kimlikleri giderek evlere hapsedildi. "Çerkes" oluşları bayramdan bayrama görüşülen akrabalarla, birlikte yenen Çerkes yemekleriyle, ya da düğünlerde orkestradan fırsat bulunursa 5-10 dakika çalınabilen mızıka sesine dönüştü. Diasporanın en önemli özelliği kuşkusuz "içe kapanma"dır. Kendi içlerine kapanan diaspora insanları yaşadıkları toplumlarda gettolar oluşturarak kendilerine özgü melez kültürler yaratıyorlar. Bu ne onların öz kültürüyle ne de yaşadıkları toplumun kültürüyle örtüşüyor.

Bununla beraber "köylerimizde dil, kültür, xabze hala yaşatılıyor. O halde köye dönelim. Şehir bizi yok ediyor, şehirde değerlerimizi kaybediyoruz, en iyisi köy yaşamı!" seklinde bir düşünce oluşabiliyor. Fakat böyle bir gerçek yok! Günümüze gelindiğinde sunu kabul etmemiz gerekir ki, artık köylerde yaşamıyoruz. Bilgisayar ve teknolojinin bu denli hızlı gelişimine bakarak, bizden sonraki nesillerin de köyde yaşamayacağını söyleyebiliriz.

Kuzey Kafkasyalıların daha önceki devirlerde kendi kent kültürlerini yaratamamış olması, yaşanan bu çözülüşün önemli nedenlerinden. Ancak, kültürel varlığımızı yaşatabilmenin yolu "kentleşmemek" değildir! O halde, bundan sonra şehirde Çerkes kimliğimizle, Çerkes olarak yaşamalıyız noktasında birleşmeliyiz. Kendi müesseselerimizi kurmak, kendi kent kültürümüzü oluşturmak kültürel erozyonu yavaşlatmanın bir yolu olabilecektir. Tabii ki şehirde, modern toplum yaşamında adetler gelenekler yüzyıllar öncesinde olduğu gibi yaşanamaz, ama "temel olan, öz olan" korunursa şehirde bir Çerkes gibi nasıl yaşanacağını bilebilir, o şekilde yaşantımızı seçebiliriz.

Kendi Kent Kültürümüzü Oluşturmak

Diaspora Çerkeslerinin yerleştikleri coğrafyalarda yaşanan farklı uluslaşma ve modernleşme süreçlerinin etkisiyle, farklı vurgular taşıyan kimlikler oluşturdukları, yani artık anavatandaki Çerkeslerle ayni olmadıkları, ayni toplumsal süreçleri yaşamadıkları için de ayni olamayacakları bir gerçektir. Fakat oluşan bu farklı Çerkes kimliği (Türkiye'de örneğin) kendini asimilasyona karşı koruma çabası dışında yeni bir "diasporik Çerkes kültürü" üretimine yol açmamıştır. Kafkasya'da var olan kültür ürünlerinin taklidi yoluyla diasporada kültürlenmeye çalışılmıştır. Oysa burada farklı toplumsal süreçlerde yasayan Çerkeslerin, farklı kültürel ürünler ortaya koyması beklenirdi.

Kuzey Kafkasya Kültür öğelerini, kendi iç dinamiği ile çağdaş dünya genel kültürüne ve geleneklerine göre değiştirip yeniden üretememenin çok önemli bir sorun olduğunu düşünüyorum. Burada kurduğumuz folklor ekipleri Kafkasya'dan gelen video kasetleri izleyip taklit etme çabasındadır, oluşan müzik grupları yeni üretimlere, derlemelere gidememişlerdir. Sonuçta bu taklit süreci bir kısır döngüye dönüşmüş ve diasporada güncel hayat içerisinde şekillenen bir Çerkes kültürü oluşmamıştır.

Burada çok önemli bir tespit daha yapmak lazım, toplumumuz bu tarz yeniliklere açık bir toplum değil, kültürel öğelerin değişimini kabullenmek çok zor geliyor insanımıza, çok köklü bir feodal yapımız var. Bu değişime karşı oluş, Çerkes halkının tarihsel süreçte yaşadıkları düşünüldüğünde gayet normal görülmeli aslında. Diasporanın en önemli özelliği içe kapanmadır dedik. Çerkes insanı, beraber yaşadığı, aynı coğrafyayı paylaştığı diğer kültürlerden "mümkünse hiçbir şey almayalım, etkileşmeyelim" düşüncesiyle, içe kapanmış durumda ve hatta bu içe kapanma burada da sınırlı kalmıyor, "gelişen modern dünya düzeni içine de girmeyelim, etkileşmeyelim, bozulmayalım, köylerimizi koruyalım" boyutlarında bir içe kapanmaya varıyor. Bunun örnekleri nelerdir? Mesela Çerkesce pop müziğini yadırgarız. Mesela Çerkes gençleri kızlı erkekli beraber tatil yapabilir mi' yi konuşuruz. Ben işte bunların nedenini, diasporada yeniden-üretilemeyen, kısır döngüye girmiş bir Çerkes kültürüne bağlıyorum.

Çözümün yine toplumun yeniden bir uyanışla, harekete geçmesinde olduğunu düşünüyorum. Örneğin Anadolu'da oluşturulan Çerkes müzikleri, sözlü kültür ürünleri, tekerlemeler, ninniler ciddi bir arşiv çalışmasıyla derlenebilir. Örneğin, folklor ürünlerinde, halk dansları kareografilerinde yeniliğe gidilebilir. Bunun en güzel örneği, 1994-95 yıllarında Ankara ekibinde yaşanmıştı. "Kara Suyun İki Yanı" adli bir metin ve tiyatral dans hazırlandı. Bu metinde Çerkeslerin tarihine, savaşlarına, sürgüne, yaşayış ve geleneklerine diaspora Çerkesleri gözüyle bakıldı. Bu gibi örnekler çoğalmalı. Çerkes jazz müziği, Çerkes tiyatrosu, günümüz Çerkes mizahı olabilmeli. Bunların tabii esasında anavatanda gelişmesi doğal ve doğru olandır ama diasporada da bu gibi yollarla Çerkes kültürünü, yaşayan, dinamik ve güncel bir kavram haline getirebiliriz. Aksi takdirde her türlü gelişmeye kapalı, anavatan kültür ürünlerinin taklidi olmanın, bizi buradan daha iyiye götürmeyeceğini düşünüyorum.

Yani, kentleşmeli, modernleşmeliyiz, ama kentte beraber kentleşmeliyiz! Bunu biraz açarsak, yaşadığımız modern toplum dinamiklerini beraber yaşamalı, modern hayatı beraber algılamalı ve kendi kültürümüze göre beraber yorumlamalıyız bence. Bu da nasıl olabilir? Modern toplum yaşamı içinde Çerkes olmayanlarla birlikte paylaştığımız ortamları, konuları, Çerkesler olarak birbirimizle de paylaşabilmeli, paylaşım alanlarımızı artırabilmeliyiz. Örneğin, tatilimizi beraber yapmalıyız, beraber ticaret yapmalıyız gibi. Çerkes kültürünü-yaşayışını, sadece folklora, kaşen muhabbetine, aguavo'ya, Kabardey fıkralarına hapsetmek son derece yanlış olur. Çok köklü, zengin ve aslında modern yaşayışa son derece yatkın bir kültürümüz var. Bunları, Çerkesliğimizi hayatımızın her alanına dahil ederek yaşayacak olanlar da yine bizleriz.

Burada görev çok önemli bir biçimde derneklere düşüyor. Bu saydıklarımın ya da herhangi bir kültürel çalışmanın derneklere gidilerek yapılabileceğini düşünüyorum. Dernek dışında, Çerkeslerle toplu olarak bir araya gelebildiğimiz, bir şeyler paylaşıp, bir şeyler üretebildiğimiz başka bir ortam yok mesela. Sanal ortamların da yüzyüze insan iletişimi yoğunluğunu vermediğini ve aynı paylaşımı-üretimi sağlayamadığını ortaya koyabiliriz. İnsanın sosyal bir varlık olduğu ve toplum olmadan tek başına bir insanın çok anlam ifade etmediğini göz önüne alırsak, Çerkeslerle bir arada olmamız gerektiğine de inanıyorsak derneklere gitmeliyiz.

Halkını sevdiğini iddia eden her bireyin az ya da çok bir sorumluluğu vardır. Bu sorumluluktan kaçmak ve bireysel anlamda kendi kendine yettiğini düşünmek, toplumsal paylaşıma uzak durmak, kendi kabuğunu örüp onun içinde bir dünya yaratmak çözüm değildir. Şunu bilelim ki, derneklerin bize ihtiyacı var, en az bizim onlara ihtiyacımız olduğu kadar. Dolayısıyla dernekleri sahiplenmeli, kendimizi ait hissetmeli, kültürümüzü yaşama-yaşatma adına en ufak bir kaygımız varsa derneklere gitmeliyiz diyorum.

Derneklerde Neler Yapılabilir? Çözüm Önerileri

Dernekler eskiden gençlerin –kültürel ve sosyal anlamda- kendilerini geliştirdikleri, yetkinleştirdikleri bir eğitim yuvasıymış. Artık çoğunlukla böyle değil, ama böyle olmalı diye düşünüyorum. Derneklerde üyelere ne verilebiliyor? Bu konuda 1977-78 dönemi Ankara Kuzey Kafkas Kültür Derneği Çalışma Raporu'na dikkatinizi çekmek istiyorum:

"Kafkas Kültür Dernekleri, halkımızın bugünkü diaspora koşullarında hızla yok olan kültürel değerlerini koruma ve geliştirme, bunun yanında üyelerinin kültürel düzeylerini yükseltme gereksiniminin bir sonucu olarak kurulmuşlardır. Üyelerin gerek ulusal gerekse çağdaş genel kültür açısından bilgilenmeleri ve bir ulusal siyaset oluşturulmasına etkin katkılarda bulunabilecek yetkinlik kazanmalarını sağlamak önemlidir. Bu amaçla ulusal ve çağdaş genel kültür birikimi sağlayabilmek üzere saptanacak temel kültürel ve bilimsel eserler okunmalı, seminerler halinde üyelerle tartışılmalıdır. Seminerlerde, bugünkü Kafkasya, diasporada sorunlarımız, asimilasyon, etnik kimlik, azınlık hakları, çift dillilik vb. genel kavram ve olgular özellikle toplumumuza etkileri acısından ele alınmalıdır. Bunlara paralel olarak, toplumumuzla ilgili güncel konularda çeşitli demokratik kuruluşlarla işbirliği yapılmalıdır."

Toplumsal sorunların çözümünde o toplumun sosyo-ekonomik yapısını, kendi sorunlarına ilgisini ve yaklaşımlarını, bilimsel bir objektiflikle saptamak doğru bir hareket noktası belirlemek açısından zorunludur. Çerkesler arasında yapılacak kapsamlı bir sosyal araştırmaya ihtiyacımız var. Sanırım bu tip bir çalışma Demokratik Çerkes Platformu tarafından başlatıldı, ne aşamada olduğunu bilmiyorum. Ama bu çalışmayı desteklemeli, elimizden gelen yardımı yapmalıyız. Bu çalışmalar sayesinde durumumuzu tespit edip, nasıl çözümler getirebilirizi konuşmalıyız. Bu açıdan baktığımızda sosyal konularda yetkin insanlara ihtiyacımız olduğunu görüyoruz. Sosyal alanlarda üniversitelerde Çerkeslerle ilgili araştırma yapılması için fon-destek sağlamalıyız. Bunun yanında sosyal alanlarda okuyan öğrencilerimize de kendi toplumsal sorunlarımıza yönelmelerini desteklemek için burs verilebilir.

Gençlik kolları, farklı ilgi alanları olan gençleri derneğe çekebilmek için çalışmalar yapmalı, folklor ve tiyatro ile ilgilenmeyen bir insanın da derneklere gelip başka alanlarda çalışabilmesine imkan sağlamalıyız.

Hangi alanda olursa olsun, işinde başarılı, bilinçli, duyarlı Çerkeslere ihtiyacımız var. Öncelikle gençlerin kendi ayakları üstünde durabilen, bilinçli insanlar olması gerekiyor ki, daha ileriye gidebilelim. Gerek Kafkasya'ya gerekse diasporaya yönelik yapacağımız her tür çalışmada üretken, çalışkan ve kendi toplumuna karşı duyarlı insanlarla bir şeyler yapılabilir bence. Bu yüzden biz gençlerin kendimizi geliştirmemiz gerektiğine inanıyorum. Çerkes gençleri olarak bizler, çok okumalı, düşünmeli, tartışmalıyız, projeler üretip hayata geçirmeye çalışmalıyız. Bunun için somut bir öneri olarak, hepinizi OKUMAYA davet ediyorum.

Sonuç

Öyle çok yoğun dinamikler yaşayan, tepki verebilen bir toplum değiliz. Reflekslerimizi kaybetmişiz denilebilir. Süregelen hayat şartları içinde yuvarlanıp gidiyoruz, en ufak bir yok olma kaygısı duymuyoruz ya da duyuyorsak da göstermiyoruz. Ama birilerinin yok oluşa dur demesi gerekiyor. Bunun için, diasporada Çerkes olarak kalmak isteyen tüm Kuzey Kafkasyalı insanların, her türlü siyasi ve şahsi tartışmaların üstünde BİRLİKTE OLMALARI gereklidir. Ve şu unutulmamalıdır ki, Çerkesler birlik ve beraberlik içinde olmadıkları sürece yok olmaya mahkumdurlar.

Buraya gelen 250-300 genç insanın yeni ve taze kan olarak, uyanışın, canlanmanın, yeniden Çerkesleşme sürecinin başlangıcı olmasını diliyorum. Dinlediğiniz için teşekkür ederim.

Yararlanılan Kaynaklar:

Kültür Kavramına bir Yaklaşım, Kafdağı, Nisan 1987.

Asimilasyon, Şamil Jane, Yamçı, sayı:7-16

Diasporik Bir Topluluk Olarak Çerkesler, Sevda Alankuş Kural, Nart Dergisi, sayı: 12

Diaspora ve Çerkes Kimlikleri, Sevda Alankuş Kural, Nart Dergisi, sayı: 4

Ankara Kuzey Kafkasya Kültür Derneği Yönetim Kurulu Çalışma Programı, 1977-78

Asimilasyonun Kentleşme Boyutu, İmdat Kip, Kafdağı, Şubat-Mart 1988

Günümüzde Kuzey Kafkasyalıların Kültürel Sorunları, Fahri Huvaj, Kafdağı, Ocak 1990

Türkiye Çerkeslerinde Sosyo-Kültürel Değişme, Kaf-Der Yayınları, 1995

BİLGİ / BELGE

  • Son Eklenenler
  • Çok Okunanlar
  • Rastgele