John Colarussa İle: Abhaz - Gürcü Savaşı, Mitoloji ve Kafkasya Dilleri

Cuma, 07 Haziran 2013 18:24

John Colarussa: “Çerkeslerin vatanları ile yeniden bütünleşmeleri gerekiyor. Aslında diaspora Çerkeslerinin kimliklerine sahip çıktıklarını görüyorum ve elektronik ortamda çığ gibi büyüdüğünü izliyorum.  Bu hayranlık uyandırıcı bir şey, bu konu hakkında Rusların da yol yakınken iyi düşünmeleri gerektiğini sanıyorum”.


Röportaj: NAHİT SERBES
Nart Dergisi 86. Sayı


Kültür işlerine ilgi duyduğum için bazı soruların cevaplarını bulabilmek amacıyla zaman - zaman oldukça uzaklara gidiyorum. Dolayısıyla, seyahatlere çıkmadan önce görüşeceğim kişiler ile iletişim kurar, gerekli randevuları alırım. Bu şekilde Kanada’ya 2 defa gittim.

İlk olarak Vernon’a Murat Yağan’ın yanına gitmiştim, ikincisinde ise tercümanlığımı yapan oğlum Ender ile beraber Misisipi’de McMaster Üniversitesi’ne, Prof. John Colarussa’nun yanına gittik. Kendisi bizi son derece sıcak karşıladı.

2 gün John Colorussa ile beraber olduk. Onun çalışma ofisinde, yemekte, otomobil ile yolculuk yaparken sürekli sorulu cevaplı işimize devam ettik. Daha sonra da New Jersey’de 2 gün kalıp, Türkiye’ye döndük.

Colarussa’ya ilk olarak şu klasik soruyu sordum:

Kendinizi kısaca okuyucularımıza tanıtıp, Kuzey Kafkasya halkları üzerine yaptığınız çalışmalardan söz eder misiniz?

1945 San Diego doğumluyum, Mississippi ve New Jersey’de büyüdüm, Harvard Üniversitesi’nde dilbilim üzerine doktora yaptım. Kafkas dilleri ve lehçeleri üzerine uzmanlaştım. Ayrıca, Bill Clinton döneminde, Gürcistan Abhazya çatışmalarıyla ilgili olarak Amerika adına diplomatik görevler üstlendim, aynı zamanda Amerikan Hükümetine danışmanlık yaptım. Halen Canada McMaster Üniversitesi’nde dilbilim üzerine çalışmalarıma devam ediyorum.

1967 yılında, ben Harvard’da yüksek lisans öğrencisiyken, üniversiteyi bitirmemin hemen ardından Ayzenştayn’ın “Vahşi Tümen” filmini  izlemiştim. O filmde Dağıstanlıların dans ettiği bir sahne vardı. Kendi kendime “Tanrım, bu insanlar da kim!” dedim. Kafkas halkları için dans çok önemli, bu kadar etkileyici dans eden bir millet daha var mıdır, bilemiyorum. Dans etmeyi seviyorlar ve güven duygusuna sahipler. Yaşadıkları ülkelerin yasalarına sadakat gösteriyorlar, kadına büyük bir saygı var. Şunu da söyleyebiliriz ki aristokratik kültürleri var, karınıza sevginizi halk içinde gösteremezsiniz, bu bir nevi ağırbaşlılıktır.

- Kuzey Kafkasya dil konusunda çok zengin hangi dillere ilgi duydunuz?

İlk önce çocukluğumun geçtiği New Jersey’de, Adı ğece’nin Bjedug diyalektiğini incelemeye başladım. Ardından Ubıhca ve Abazacayı inceledim.

Çalışmalarımın önemli kısmı Adığe, Ubıh, Abaza ve Abhaz dillerinin fonetiğine odaklıdır. Bunlar doktora konum oldu ve kitaplaştı.

Abazaca, Abhazca, Ubıhca ve Adığece bir ailedir. Hititce de onların kardeş dilidir. Adığece bu 5 dile kaynaklık eden daha eski bir dildir. Abazaca muhtemelen 1000 yıl önce Abhaz’dan ayrılmıştır. Hiçbir dil sabit değildir, tüm diller değişir. Eğer 3000 veya 4000 yıl öncesine gidebilseydiniz, Abazaca, Ubıhca ve Adığece’nin benzer özelliklerini duyardınız.

-Nart Efsanelerini İngilizce olarak 2 cilt yazdığınızı biliyoruz. Biraz da Nartlar’dan bahsetmeye ne dersiniz?

Nart destanları, çok eski ve çeşitli konulardaki kahramanlık hikâyeleridir. Bu hikâyeler Kuzey Kafkasya’da Çerkesler, Çeçenler, İnguşlar, Osetler, Abhazlar, Abazalar ve onların akrabaları olan Ubıhlar arasında, hatta Svanlar arasında geçer. Nart Destanlarının tamamını, 1968-1971 yılları arasında, Çerkes bilim adamı Hadağatle Asker’in önderliğinde çalışan bir ekip “Nart Kahramanlık Destanları ve Ortaya Çıkışları” adlı eserde toplamışlardır.

Nartlar hakkında koleksiyonları topladım, tercüme ettim ve sadece iki cilt olarak “Nart Sagas”ı yorumları ile birlikte İngilizce olarak yayınladım.

-Gürcistan, Abhazya sorunu konusunda aktif olarak faaliyetlerinizin olduğu biliniyor bu konuda neler yapmıştınız söyler misiniz?

Vladislav Ardzınba ile eski arkadaştık. Kendisi de dilbilimciydi; onunla 1990’ın Haziran ayında, Londra’da tanışmıştık. 1993 yılında Rusya Adalet Bakanı olan Yuri Kalmukov ile de şahsen tanışırdım. Başkan Clinton idaresinde “Bill’in dostları” olarak adlandırılan grup ile 1993’ten 2000 yılına kadar çalıştım. Rusya Devlet Başkanı Boris Yeltsin’in ekibinden, Rus bilgin Emil Pain ile de görüşüyordum.

Washington’da ki bir konferansın son günüydü, Ardzınba ile Chirikba yüzlerindeki farklı bir ifadeyle yanıma gelip, Gürcülerin Abhazya’ya saldıracakları konusunda beni uyarmışlardı. Ardzınba, parmağını bana doğru uzatarak “Halkımı kurtarmam konusunda bana yardımcı olmalısın” dedi. Ben de Kanada’ya döner dönmez hemen Washington’u yani Amerika Dışişleri Bakanlığını aradım; onların halka açık bir telefon hatları vardır, oradan Gürcülerin Abazalara saldıracakları konusunu Amerikalılara anlatmaya çalıştım. Ancak hiç bir yanıt alamadım. O yıllarda Gürcülerin Devlet Başkanı Gamsakhurdia idi. Ağustos’ta savaş başlayınca Eylül ayında telefonum çaldı, kongreden bir asistan beni Amerika’ya davet ediyordu. Bana Washington’da bir düzine heyetle görüşmem konusunda eşlik edecekmiş. Bunlar Ocak 1993’te olmuştu ve Washington ile ilişkilerim de bu şekilde başlamıştı.

Ulusal Bilimler Konseyi diye bilinen, dışişleri bakanlığının istihbarat ve araştırma bölümünde Bill Clinton’un bir arkadaşıyla beraber çalışıyordum. Dışişleri Bakanlığı için politika üretiyor, planlama yapıyordum. Onlara bu harekâtın Gamsakhurdia’yı iktidardan indirmek için yapıldığını, onun yerine Shevardnadze’nin geçeceğini söyledim ve nitekim öyle oldu. Fakat Shevardnadze güç delisi bir adamdı. Abhazya ile diyalog kurma gibi, uzlaşma gibi hiç bir niyeti yoktu, tek bildiği şey güçtü. Amerikan Dışişleri Bakanlığıyla tartışma yaşadım; çünkü onlar, Shevardnadze’nin yaptığı her şeyi desteklemeye oldukça kararlıydılar. Benim yapmaya çalıştığım her şeyi berbat etmek için de ellerinden geleni yapıyorlardı.

Savaş başladığında, Washinton’un Gürcistan, Abhazya ve özellikle de Kafkasya konusunda, bilgisiz olduğu ortaya çıkmıştı. Bazı konuları Amerikalılarla istişare ediyordum. Bu arada anlaşmazlıkların kaynaklarını tahmin etmede başarılı oldum. 17- 19 Şubat 1993’te Atlanta’daki Carter Konferans Merkezine geldiklerinde Gürcistan ve Abhazya arasında diyaloga öncülük etmeyi başardım. Abhazya heyetindeki Natella Akaba’dan Gürcü meslektaşı ile görüşmesini rica ettim. Bir istek duymasa da kısa bir görüşme yaptılar, ancak sonuç başarılı olmadı.  

Amerikalılara savaşı Abazaların kazanacağını söylediğimde inanmadılar. Adığelerin ve Çeçenlerin Abazaları yalnız bırakmayacaklarını biliyordum, onlar savaşçı halklardı. Gürcüler değildi. Ruslar Gürcistan’ın arkasında dursaydılar, bu harekât yalnız Abhazya topraklarında kalmaz, büyük ve uzun süreli bir Kafkas savaşına dönüşebilirdi.

Soldan sağa - Rusya Adalet Bakanı Kalmukov Yura, Abhazya temsilcisi Bayan Natela Akaba, danışman John Colarussa, Eski ABD Başkanı Jimmy Carter, Abhazya delegasyonundan Bayan Dungan, İngiliz danışman B.George Hewitt, Abhazya delegasyon tercümanı Bayan Liana Kvarchelia, USA Kafkas Topluluğu delegesi Yahya Kazan.

17 Şubat 1993 Carter Konferans Merkezi, Atlanta Gürcüler ile Abhazlar’ın Barış görüşmeleri
Soldan sağa - Rusya Adalet Bakanı Kalmukov Yura, Abhazya temsilcisi Bayan Natela Akaba, danışman John Colarussa, Eski ABD Başkanı Jimmy Carter, Abhazya delegasyonundan Bayan Dungan, İngiliz danışman B.George Hewitt, Abhazya delegasyon tercümanı Bayan Liana Kvarchelia, USA Kafkas Topluluğu delegesi Yahya Kazan.

 

- Gürcistan’da, soykırım anıtı açıldı, kitaplar yazılıp, bastırıldı ve Türkiye de Adığeler’e dağıtıldı. Gürcüler bundan ne amaçlıyor?

Gürcistan, Rusya’nın Küba’sıdır. Rusya’nın eşiğindeki Küba’dır. Ruslar kamuoyuna çok önem verirler. Birçok vahşet gerçekleştirirler ama bunlar halka mal olduğu zaman dururlar. Bu Gürcülerin Rusya’yı kamuoyu önünde küçük düşürmek için yaptığı bir kampanyadır.

Çerkeslerin bu konu hakkında endişe etmeleri gerektiğini düşünmüyorum. Adığelerin gelecek için düşünmesi gereken şey şudur: sizin katmanlı bir toplum yapınız vardı. Rus işgali ve sonraki sürgünlerle bu toplumsal hiyerarşi sarsıldı. Ama insanlar hala saygınlık istiyorlar. Şimdi toplumda üst tabakalara tırmanmak serbesttir. Bu da toplumda inanılmaz bir ihtilafa yol açıyor. İnsanlar güçlü olmak istiyor, prestijli olmak istiyor. Bunların birçoğunu New Jersey Çerkeslerinde görüyorum. Yani, toplumsal uyum hakkında gerçekten ciddi sorunlarınız var. Eğer Adığece konuşuyorsanız bu iyi bir şey, çünkü bu size söz hakkı veriyor. Şayet hayatta kalacaksanız, bir çeşit vatanınız olmalı. Moskova ile müzakere etmelisiniz, size yeniden vatandaşlık vermeleri için, tek ses olarak konuşmalısınız. Bu yüzden bir Rus diplomatla konuştuğunuzda size “sen kimsin?” diyor. Onlar yetkisi olmayan birine bir vaatte bulunmazlar. Bu yüzden bütün diaspora adına konuşacak toplumsal olay ve gösterilerde en önde yer almasına karşın, çatışmacı ortamlarda hep uzlaşma ve Ruslar ile diyalogdan yana olan bir liderinizin olması gerekiyor. Her zaman gürültü yapan birileri çıkacaktır. Fakat aranızda yeterince birlik olmalıdır.

Yok, olmak istediğinizi hiç sanmıyorum, yok olmanız çok kötü bir şey olur. Çerkeslerin vatanları ile yeniden bütünleşmeleri gerekiyor. Aslında diaspora Çerkeslerinin kimliklerine sahip çıktıklarını görüyorum ve elektronik ortamda çığ gibi büyüdüğünü izliyorum.  Bu hayranlık uyandırıcı bir şey, bu konu hakkında Rusların da yol yakınken iyi düşünmeleri gerektiğini sanıyorum, Rusların bir şekilde sizin iyi vatandaşlar olacağınız konusuna inanmaları gerekiyor. Zaten kültürünüzün en önemli özelliklerinden birisi sadık insanlar olmanızdır. Ruslar ile Çerkeslerin karşılıklı olarak birbirlerine destek olmaları gerekiyor. Çünkü Ruslar 150 yıl geçtiği halde, hala sizden korkuyorlar.

Adığeler Ruslar ile görüştüler. Fakat tek bir ses olarak davranmadılar. Bu sorunu çözmeniz gerekiyor. Diasporadan sözcülük görevi üstlenecek bir liderinizin çıkması gerek. Kim olacağını bilmiyorum ama ılımlı olmalı.  Çerkeslerin ihtiyaçları hakkında sağlam fikirlere sahip olmalı.

Öncelikle röportaj teklifimizi geri çevirmediğiniz için size teşekkür eder, bundan sonraki çalışmalarınızın da başarılarla dolu olmasını dileriz.

-John Colarussa: Rica ederim, asıl bu güzel röportaj için ben size teşekkür ederim.

Röportaj: Nahit Serbes
© NART Dergisi 86. sayı

BİLGİ / BELGE

  • Son Eklenenler
  • Çok Okunanlar
  • Rastgele