Çerkes Radyosu

Çarşamba, 15 Haziran 2005 12:00

Sürgün, muhaceret ve asimilasyon korkusu... Bunlar her dönemde Çerkes toplumunun temel sorunlarını oluşturmuştur. 21 Mayıs 1864 yılında yaşanan elim sürgünden bu yana muhacerette yaşayan biz Türkiye Çerkesleri bir varolma mücadelesi vermekteyiz. Gelişen ve hızla büyüyen global dünyada bu hızlı gelişime kayıtsız kalmaksızın geçmişimizden birkaç parçayı güne ve yarına taşıma çabasındayız hepimiz.

Hiç susmasın istiyoruz pşıne sesimiz. Hiç bitmesin istiyoruz dansımız, düğünümüz ve hep hatırlansın istiyoruz soykırımla dolu sürgünümüz. Bu amaçlar doğrultusunda 21 Mayıslarda biraz daha çok çıksın diye sesimiz çeşitli etkinlikler düzenliyoruz.

Boğazımıza düğümlenen sözcüklerle birer birer saydığımız bu yılların önemini anımsamaya, kalbimizde hissettiğimizin dışında başkalarına haykırmaya, yaklaşık 10 yıl önce başladık.

Peki neydi bizi bu haykırışlara sürükleyen? Neden sadece yüreğimize akıtmadık gözyaşlarımızı? Neden paylaştık acımızı "bizden" dediklerimizle? Belki daha fazla sığdıramamıştık yürekleri dağlayan bu soykırımı içimize... Belki de asimilasyon denilen girdabın içine sürüklendikçe yok oluşun çaresini aramaya çalıştık birbirimize kenetlenerek. Peki etkili olmuş muydu ve oluyor muydu haykırışlarımız ve çırpınışlarımız her 21 Mayıs sonrasında?! Muhaceret en büyük vurgunu dilimize yaptı. Susturuyorlar bizi günden güne! Bir halkın yok oluşu dilini unutmasıyla başlar. Sadece büyüklerimizin ve köy kültürü almış gençlerimizin konuştuğu Çerkesce giderek erimekte. Belki de bizden sonraki nesillerde tamamen yok olacak. Ubıhçayla başlayan bu yok oluş giderek diğer dillerimizi de içine alarak devam etmekte.

Sırada ne var? Belki coşkuyla dinlediğimiz müziğimiz, belki de hiç bitmeyecek sandığımız dansımız!

Asimilasyon sürecini biraz olsun frenlemek için yaşadıklarımızı ve Çerkes gerçeğini sadece bizden dediğimiz insanlarla paylaşmak yerine sesimizi tüm dünyaya duyurmalıyız. Son yıllarda Türkiye'de yapılan birtakım eylemlerle oluşmuş olumsuz imajımızı değiştirmek ve Çerkeslerin kim olduğunu diğer insanlara aktarmak adına birşeyler yapmalıyız.

Daha geniş kitlelere ulaşıp kendimizi ifade edebileceğimiz en iyi platform medyadır. Sesimizi daha etkili duyurabilmek için neden Çerkesce yayın yapan bir radyomuz olmasın? Bu konu son günlerde AB Uyum Yasaları kapsamında gündemde yer almış ve bu çerçevede anadili öğrenme ve yayın hakkı yasalaşmıştır.

Bu konu hakkında radyolar konusunda uzman olan gazeteci hemşehrimiz Sayın Fuat Uğur bir araştırma yapmış ve Çerkesce yayın yapan bir radyo sahibi olabilmenin koşullarını bizlere aktarmıştır. Bu yazıyı sizlere paylaşmak istedik.


"ÇERKESLER RADYO İSTİYOR MU?
FREKANS İHALESİ VE KRİTERLER

Son günlerin yoğun gündeminde arada kaynadı gitti. "Özel Radyo ve Televizyonların Kanal ve Frekans Tahsis Şartları ve Bunlara İlişkin İhale Usulleri" yönetmeliğinde değişiklik yapıldı. Çok önemli değişiklikler getirdi yeni yönetmelik.

Bugüne dek, mevcut düzenlemelere göre gelecekte yapılması plânlanan ama nedense bir türlü gerçekleşemeyen, kâbusa dönmüş FREKANS İHALESİ'ne 1995'e kadar radyo ve televizyon kurmak için başvuruda bulunanlar katılabiliyordu.

Şimdi bu değişti. Yeni düzenlemeye göre, Nisan ya da Mayıs 2003'te yapılması muhtemel (öyle açıklanıyor) bir frekans ihalesine artık dosyası ve başvurusu bulunmayanlar da katılabilecek. Televizyonların ihalesine geçen yıllarda MGK bile müdahil oldu, bir RTÜK başkanının başı yendi. Dolayısıyla bu iş için devler ve kurtlar sofrasında miniklerin esamisi bile okunmayacak görünüyor ama bir yandan da AB standartları, para dışında bazı kriterlerin devreye girmesi gerekiyor. Buna değineceğiz ama ben yine uzmanlık alanım olan radyoların durumuna geçeyim. Radyolar cephesinde biliyorsunuz tam bir kargaşa yaşanıyor. Örneğin İstanbul'da şu anda yayın yapan 117 radyo istasyonu var. Oysa 88-108 frekans aralığında gerekli teknik şartlara göre her frekansın arasında 300 kHz bulunması gerçeğinden yola çıkarak bu sayının 39'a inması gerekiyor. RTÜK tarafından açıklanan bilgilere göre radyo ihalesi sonucunda bu sayı 39'a inecek. Ama öte yandan bir de fiilen yayın yapmayan ve dosya üzerinden varlığını sürdüren 60'tan fazla da radyo var. Yeni yönetmeliğe göre dışarıdan katılımlar da olabilecek ve 39 frekanslık radyo ihalesine yaklaşık 300 başvuru katılabilecek. Üstelik 39 frekansın en az 7 tanesi TRT'ye verilecek. Geriye kalıyor 32. Evet 32 radyo frekansına 300 başvuru, işin özeti bu. Öte yandan yönetmelikte yapılan değişiklikle radyo sahiplerine bir imkân daha tanındı. Bilindiği gibi radyo yayınlarında üç temel kategori var:

  1. Yerel radyolar: İlçelerde yayın yapmak üzere başvurular
  2. Bölgesel radyolar: Türkiye'nin 7 coğrafi bölgesinden birinde yayın yapmak ve her coğrafi bölgede 8 ara istasyon kurma hakkına sahip bulunan radyo başvuruları
  3. Ulusal radyolar: Türkiye'nin tamamında yayın yapmayı amaçlayan radyo istasyonları. Bu radyolardan bölgesel ve ulusal olanlar uydu yayın izni ve lisansı almak durumundalar. Eski yönetmeliğe göre önceden kim hangi kategoriden başvuruda bulunmuşsa onu değiştiremiyordu. Şimdi bu zorunluluk da ortadan kalktı ve değiştirme fırsatı tanındı. Yani yerel bir radyo, bölgesel ya da ulusal olmak için başvurabilecek ama ihalede eski hakkından da vazgeçmek zorunda. Yani ihaleyi kazanamazsa evdeki pirinçten de olabilir.

İHALE SAVAŞI

Burada asıl mesele ihalenin hangi kriterlere göre yapılacağı. Mevcut koşullarda düzenlenecek bir ihale, güçsüzlerin ezileceği, güçlülerin radyolarına radyo katacakları bir sonuca yol açabilir. Bu nedenle bir takım KRİTERLER konulmalı. Örneğin:

  1. Tekelleşmeye izin verilmemeli: Arkasında büyük sermaye grupları olanlar ayıklanmalı ve bir radyo ile sınırlanmalı
  2. Azınlıklara, inanç gruplarına, sivil toplum kuruluşlarına, yerel yönetimlere, alternatif gruplara ya da çevreci kuruluşlara da yerel, bölgesel ve ulusal kontenjanlar ayrılmalı.
  3. Bir büyük sermaye grubu en fazla bir ulusal veya bir bölgesel radyoya sahip olabilmeli.
  4. Bir adet mikserin başından yayın yapan radyolar, yani gerekli teknik koşulları yerine getirmeyenler ihaleye girmemeli. U
  5. LUSAL GÜVENLİK BELGESİ için işi ciddiye alan radyoların anası ağladı. Bu belgeyi alamayanlar da ihaleye katılamamalı.

Evet, sağlıklı kriterlerle uygulanırsa ancak demokratik bir yayın platformu oluşabilir. Aynı durum televizyonlar için de geçerli ama televizyonlarda uydu platformlarıyla belli sermayeler koyup yayın yapma imkanı bulunuyor. Tabii yapılacak tek iş uydu lisansı almak.

ÇERKESLER NE YAPABİLİR?

Çerkesler için Türkiye'de bir radyo istasyonunun büyük önemi var. Anadilde yayın hakkı gerçi şu anda belirsizlikler içeriyor ama bu ilanihaye böyle kalacak değil. Daha geniş açılımlarla anadilde yayın hakkı hayata geçecek mutlaka. Öte yandan iletişim ve bir halk olabilmenin en önemli araçlarından biri sayılmalıdır radyo. Bu yüzden şimdiden yapılacakları şöyle sıralayabiliriz:

  1. Geniş bir kampanya başlatılarak Frekans İhalesine hazırlanmak üzere sermaye oluşturulur. 2003 yılı itibariyle bir bölgesel radyonun ödenmiş sermayesinin 210 milyar lira, yerel bir radyonun ise ortalama 60 milyar lira olması gerekiyor.
  2. Frekans ihalesi sonucunda, yukarıda anlattığım gibi yayın yapamayacak duruma gelen radyolar(Yüzlerce) ellerindeki cihazları satmak zorunda kalacaklar. Bu yüzden stüdyo ve verici donanımı sağlamak çok daha ucuza mal olacak. İkinci el belki ama başlangıç olarak en optimal sonucu verir.
  3. Radyo kurma konusunda eğer ciddi hareket edilebilirse, Avrupa Birliği ve Kafkasya'dan maddi ve manevi destek alabilme imkanı doğabilir. Bunun ön çalışmaları başlatılmalıdır.
  4. İstanbul dışındaki illerde yerel radyo ihalesi ise çok daha ucuza mal olacaktır. Örneğin, Samsun, Kayseri, Bolu, Düzce, Adapazarı, Bursa, Eskişehir, Maraş, Sivas gibi illerde bu konuda çalışma başlatılabilir.

Evet, radyo kurmaya niyetimiz varsa, hiç durmamalıyız.

Eğer üzerimizde 1864'de ve 1920'de geçirdiğimiz travmaların etkisi hâlâ devam ediyor ve biz kımıldayabilmek için hep birilerini bekleyeceksek yapılacak da bir şey yok demektir.

BİLGİ / BELGE

  • Son Eklenenler
  • Çok Okunanlar
  • Rastgele