Kendi Kültürün, Kendi Yurdun, Kendi Çocukların

Pazartesi, 29 Ekim 2018 12:55
  • Yazan  Yıldız Şekerci

Adigey Cumhuriyeti  5 Ekim Cumhuriyet Kutlamaları ve eş zamanlı Adiğey Kültür Bakanlığı’nın düzenlediği Adige Müzik ve Kültür Festivali’ne KAFFED adına katılmak üzere Maykop’a gittik.

Bilge Eken, Serpil Yılmaz Dizdarlar, Tijen Hatam ile Ankara Tren Garında buluştuk. Heyecanlı ve keyifli bir yolculuk başladı. Serpil ilk kez gittiği için, zamana tahammülü yok, kanadı olsa uçup gidecekti , bu heyecan ve mutluluğu paylaşmamak mümkün değil, hepimiz heyecanlıyız. İstanbul’da Filiz Çelik de bize katıldı.

Herhangi bir sorunla karşılaşmadan gümrük işlemlerimizi tamamladık, Krasnador’a ulaştık. Kültür Bakanlığı’nın gönderdiği  araba bizi bekliyordu.Görevli arkadaş valizlerimize yardımcı oldu, arabaya bindik, biraz daha oyalandı sanki beklediği biri varmış gibi, gerçekten varmış, biraz sonra sohbet ilerleyince anladık  “ Thamateniz olmadan, dört kadın mı yola çıktınız?” diye sordu. Güldük,  Federasyon Başkanı thamateyi benim temsil ettiğimi anlattık. Çok fazla yorum yapmadı , yadırgasa da  kabullenmiş göründü.

Maykop’da Meksen ve Nilüfer Yağmur, kendileri Türkiye’de olmasına rağmen  bize evlerini açtılar, Evin anahtarını alan İbrahim kardeşimiz çayı koymuş, kapıda bizi bekliyor. Saat sabahın  beşi…  Eve girdik harika bir ev,  kutu gibi, huzurlu, içinde hiç eksik yok, ihtiyacın olan her şey var, ama fazladan hiçbir şey yok.

Maykop’a girdiğimiz andan itibaren heyecanımız daha da yükselmeye başlamıştı, eve sabah erken bir vakitte girdik ama bizde yorgunluk ve uykusuzluktan eser yok; perdeleri bir açtık, gün ışımaya başlamış şahane bir manzara, bütün Maykop gözlerimizin önünde, inanılmaz bir mutluluk ve coşku, kahkahalarla gülüyoruz, şakalaşıyoruz, çocuklar  gibi… Neyse uyarılıp,  komşuların uyuduğunu hatırlayınca  sesimizi alçalttık ama sonrasında da evde kahkaha sesleri hiç azalmadı. Maykop’ta olduğumuz sürece misafir olduğumuz evde çok güzel misafirler  ağırladık…

Hep hayallerde yaşattığımız Anavatan’da olmanın tadını çıkarmak için her saniyesini değerlendirmeye çalışıyorduk. Anavatanı hayal etmek çok önemli, ama yaşamak daha önemli, Serpil’e gördüğü hiçbir şey yetmedi, gördüğü yaşadığı her şey ona az geldi. Dil bilmediğine çok içerledi. Bir yemekte kendisine söz verildiğinde, o anki duygularını, ”şu an hissettiklerimi kendi dilimle anlatacağımı bilsem, bildiğim bütün dilleri unutmak isterdim,” diye ifade etti.

Bütün bu güzelliklerin yanı sıra çok yoğun bir temponun içindeydik. Federasyonu temsilen verilen görevler doğrultusunda,  jüri üyeliği, konferanslar, protokol yemeklerine kadar bazen birlikte bazen bireysel  Festivalin her yerinde olmaya gayret ettik.

Festivale, üye derneklerimizden, El Sanatları  ve Müzik dalında iki grup katıldı. El sanatları ile ilgili çalışmalar çok beğenildi ve ödüle layık görüldü.

Balıkesir’den gelen gençlerimiz, enstrümantal müzik dalında Festivale katıldılar ve kendi dallarında birincilik ödülü aldılar. Gençlerimiz sadece müzik başarısı ile değil, üstlendikleri sorumluluk bilinci ile sergiledikleri duruş ve davranışlarıyla de bizi çok gururlandırdılar.

Festivallerin değerlerimizi nesilden nesille aktaran, toplum ve tarih bilinci oluşturan en doğru yol olduğuna inanıyordum, duygularım daha da pekişti; bunu her şekliyle çocuklarımızda gördüm, orada kurdukları arkadaşlıklar, yeni tanışmış olmalarına rağmen çok geçmişten geliyor gibiydi.

Festivale katılan grupları kültür gezisi kapsamında köylere götürdüler. Bu bizim için de bir şans oldu. Türkiye grubu olarak bir Kabardey köyüne gittik. Blaşepsine Köyü 150 yıl önce Hajret Kaberdeyleri tarafından kurulmuş. Biz gitmeden birkaç gün önce 150. Yılını kutlamış ve etkinlikler yapmışlar.

Köye girince çok duygulandık, çok heyecanlandık. Köyün nerdeyse tamamı büyük küçük özenle hazırlanmış bizi bekliyorlar. Ellerinde p’aste ile karşıladılar bizi, yine yanımızda thamate diye tanıtacağımız bir erkek yoktu, her ne kadar bu durumun onlar tarafından yadırganacağı söylense de bize bunu yansıtmadan, bir kadın olarak benim thamateliğimi kabullendiler  ve çok değer verdiler. Kapıda p’aste yiyip,  konuşmalarımızı tamamladıktan sonra köyün simgesi haline gelen çeşmeye gittik. 150 yıldır bu su hiç kesilmeden akıyormuş. Bu çeşmeden su içerken hissettiklerimizi anlatabilmemiz mümkün mü ? Asla değil… Kelimeler yetmiyor. Yanımda bir şişe olmadığına o kadar hayıflandım ki, Anavatandan getireceğim en kıymetli şey bu su olurdu eminim.

Köye geri döndüğümüzde çocuklarımızın bizim için hazırladıkları gösteriyi seyrettik. Balıkesir’den gelen  Şagdiy Müzik Grubu da birkaç parça ile gösteriye dahil oldu. Balıkesirli gençlerin köyün adını taşıyan parçayı çalmaları büyük jest ve hepimiz için çok anlamlı oldu…

Hanımların bizim için hazırladıkları şahane yemeklerden sonra vedalaşıp ayrıldık.

Bu nasıl bir duygu bilmiyorum, tüm yaşadıklarımızın sonucu,  gördük ki; bunca yıla, araya giren bunca farklı kültürlere inat, kendi kültürün, kendi sanatın, kendi köyün, kendi yurdun, kendi akrabaların, kendi çocukların, kendi müziğin…

Budur…

 

 

KÖŞE BUCAK YAZILARI

  • Son Eklenenler
  • Çok Okunanlar
  • Rastgele