"Zor" İle "Daha Zor" Arasında

Salı, 26 Mart 2019 14:19
Türkiye diasporasında 2000 yılından beri tartışılagelen Dünya Çerkes Birliği (DÇB) ile ilişkiler konusu, son 3 yılda daha da yoğunlaşarak gündemi meşgul etmeyi sürdürüyor. Son 2 dönemdir Türkiye delegasyonu ve kamuoyunun da yakından izlediği gibi, çalışmalarının yetersizliği ve daha önemlisi “Çerkes Sorunsalı”na yaklaşımı eleştirilerin hedefi haline gelen, Kafkas Dernekleri Federasyonu (KAFFED) içerisinde ciddi rahatsızlıklara ve tartışmalara yol açan DÇB süreci, dönemin KAFFED Genel Başkanı Yaşar Aslankaya’ya Rusya Federasyonu’na giriş yasağı konmasıyla iyice içinden çıkılamaz hale gelmiştir. KAFFED’in bütün müzakere girişimlerine karşı, sorun Yaşar Aslankaya’nın yasaklanmasına indirgenmiş, sorunun özüne ilişkin DÇB organlarında ve görüşmelerde ortaya konan eleştiriler ile ilgili maalesef somut ilerleme kaydedilememiştir. 
Türkiye diasporasında DÇB ile ilgili yaygın hissiyat, “Kuruluş ve hemen sonraki süreçte pek çok eksiklik ve aksaklığa rağmen kendinden bekleneni vermek konusunda samimi, çalışkan, gerek diasporada Çerkes sorunsalına gerekse anavatandaki problemlere halkından yana tavır alan bir kurum” şeklinde idi. Ancak aynı diaspora, DÇB’nin zamanla enerjisini kaybetmeye, Çerkes sorunsalını hafifsemeye, gerçek sorunların dışında tali, hayati olmayan problemlerle vakit yitirmeye, toplumda birliği sağlamak bir yana toplumsal ayrışmalara zemin hazırlamaya doğru evrildiğini düşünmeye başlamıştır. 
Gerek delegasyon ve gerekse DÇB YK Türkiye üyelerinin de yürüttükleri istişari toplantılar sonucunda sorunların çözümü ve ele alınması noktasındaki en yetkili organın Genel Kurul (Kongre) olduğundan hareketle mevcut durum Eylül 2018 tarihinde Nalçik’te yapılan kongreye götürülmüş ve  “KAFFED Delegasyonunun ortak görüşü” olarak sunulmuştur. 
1. DÇB gerek anavatanda ve gerekse (bileşenleri itibarı ile) diasporada Çerkeslerin problemlerini iyi okuyamamakta  ve etkili bir bir vizyon ortaya koyamamaktadır.
2. Kimliğin adeta damgası olan dil her yerde hatta maalesef anavatanımızda dahi sürekli engellenirken, yok edilmeye çalışılırken yapılan tüm uyarılara karşın konuyu cılız ve yetersiz bir perspektifte ele almaktadır. RF da son düzenlemeler esnasında maalesef iyi bir sınav verememiş, gerek diaspora gerekse anavatanı oyalamayı tercih etmiştir. Özellikle son dil yasasına olan tutum DÇB ‘ye karşı ciddi bir güvensizlik oluşmasına yol açmıştır. (Bu duruma itiraz kimi çevreler tarafından “Türkiye ve KAFFED ne yapıyor ki?” anlayışı ile ele alınsa da, konu temelde Anadilimizin yaşayıp gelişebileceği en önemli vasatın anavatan olduğundan hareketle ele alınmalıdır.)
3. DÇB’nin görevi (tüzükte de belirtildiği gibi)  dünyanın dört tarafına dağılmış Çerkeslerin “birlikte hareket ederek kendi geleceklerini ve kültürlerini muhafaza edebilmeleri için çalışmak, bu amaca yönelik olarak gereken faaliyetleri yürütmek, topluma ışık olmaktır”. Lakin özellikle son 15 yılda gelinen nokta DÇB nin demokrat ve sivil yapısını terk ederek daha devletçi ve bürokratik entegrasyona yöneldiği kanısını giderek güçlendirmektedir. Diaspora anavatan olmaksızın yaşayamaz, diaspora her ne kadar kalabalık gibi görünse de halen kültürel ve moral olarak anavatandan beslenmektedir. Hal böyle iken anavatana ulaşım, giriş çıkışlar, iş kurma, okuma, mülk edinme gibi meselelerde projeler geliştirmesi beklenirken saydığımız konulara dair dişe dokunur hiçbir proje üretilememiştir. 
4. Çerkeslerin çatı örgütü olması ve bağlı örgütleri çalıştırması, görev vermesi ve politika belirlemesi gerekirken DÇB lokal bir dernek gibi çalışmayı tercih etmektedir. Oysa dünyanın her tarafında yürütülmesi gereken mücadeleler vardır. Türkiye, Suriye, Ürdün, İsrail, Avrupa, ABD Çerkeslerinin talep ve istekleri de DÇB kimliği altında dile getirilmeli ve mücadelede bu bayrak yükseltilmelidir. DÇB sadece yöneticilerinin vizyon ve düşünceleri ile dünya çapında bir mücadeleyi yükseltemeyeceğini bilmeli, bileşenlerinin öneri ve eleştirilerini dikkate almalıdır. Lakin bu gün muhalefet eden, tartışan kişi ve kurumların etkisizleştirildiği bir süreci hep birlikte yaşıyoruz. Bu duruma DÇB yüksek sesle itiraz etmeli, kanuni ve hukuki mücadelede üyelerinin yanında yer almalıdır.
5. Anavatan diaspora ilişkileri halen kişilerin bireysel çabaları ile yürümektedir. Bu çabalara devlet mekanizması tarafından kolaylıklar sağlanmadıkça, kurumsal alt yapı kurulmadıkça, özendirilmedikçe ve kanuni garanti sağlanmadıkça sağlıklı şekilde sürdürülmesi mümkün değildir. DÇB bu konuda gerek Rusya Federasyonu ve gerekse Çerkeslerin yaşadığı ülkeler nezdinde girişimlerde bulunmalı, politik mekanizmalara müdahil olmalıdır. Lakin bugün DÇB nin bu kolaylaştırıcı rolünün olduğuna maalesef emin değiliz. 
6. Aslen bir sivil toplum örgütü kimliğini taşıması gereken DÇB her geçen gün daha devletçi, daha resmi bir yapıya evrilmektedir. Yukarıda belirtilen sorunların dev boyutlarda sorunlar olduğu; öte yandan DÇB nin etki ve gücünün sınırlarının olduğu da herkes tarafından kabul edilmektedir. Ancak DÇB’nin temel işlevi bu sorunları, ilgili mercilerin ve toplumun önüne getirmek ve ulusal ve uluslararası düzeyde gündeme taşımaktır. Bu şekilde hareket ettikçe destek ve taraftarının artacağı unutulmamalıdır.  
İkinci değerlendirme alanı DÇB’nin yönetim biçimi, yöneticilerinin tutum ve davranışları konusundadır. KAFFED tarafından önceki genel kurulda özellikle yönetim anlayışından kaynaklanan sıkıntılar dile getirilmiş ve bunların giderilmesi, yapılan önemli açıklama ve beyanların “bileşenleri ile istişare edilerek ve kurumsal olması” istenmiş bunların olmaması halinde KAFFED’in pozisyonunu gözden geçireceği dile getirilmişti.  Ancak son yıllarda bu anlayış kökleşmiş ve sürekli tartışma konusuna dönüşmüş, DÇB Başkanı Sohroko Hauti’nin tavır ve tutumlarında önemli bir değişiklik olmamış, bireysel değerlendirmeler ve dar grup anlayışı yine etkinliğini sürdürmüştür. Son 7 yıllık yönetim sürecinde Başkan Sokhroko Hauti’nin bu noktada  olması gereken yerde durabildiğini söyleyebilmek maalesef mümkün değildir. Bu kadar sıkıntılı geçen iki döneme rağmen Sohroko Hauti yeniden aday olmuş ve 3. kez DÇB Başkanlığına seçilmiştir. Kuşkusuz bir meşruiyet tartışması açmak yersiz ve gereksizdir lakin bir kurumda tekraren yöneticiliğe adaylık iki şeyi gerektirir: birincisi geçen dönemde mutlak ve gözle görülür başarılı performans, ikincisi geleceğe yönelik olarak umut ve dinamizm. Üzülerek söylemek gerekirse KAFFED-DÇB ilişkilerinin çok sıkıntılı olduğu son 3 yıl da dahil olmak üzere DÇB Başkanı Sohroko Hauti’nin iyi bir performans sergilediğini söylemek mümkün değildir.  
KAFFED, DÇB’nin kurulduğu günden beri içinde olan, hatta kuruluş felsefesine ve sürecine en önde katkı sağlayan diaspora örgütüdür. KAFFED birliğe ve birlikten doğan sinerjiye, güce inanan bir kurum olarak DÇB nin içinde olmayı hep doğru ve yararlı pozisyon olarak benimsemiş ve şartların elverdiği ölçüde gereğini yerine getirmiştir. KAFFED ve diaspora, DÇB ye işte bu noktada (isminden de anlaşıldığı gibi) tüm dünya Çerkeslerinin ortak örgütü ve danışma meclisi olarak bakmakta ve bu şekilde çalışmasını arzu etmekte idi. Ancak yukarıda özetlenen gerekçeler ve KAFFED bileşenleri tarafından da eleştirilen bu anlayış sebebiyle Yönetime oy verilmemiş ve KAFFED’in bu dönemde Yönetim Kurulunda 1 Gözlemci Üye ile temsil edilmesi karara bağlanmıştır. 
Şunu unutmamak gerekir ki gerek KAFFED-DÇB ilişkileri ve gerekse DÇB’nin genel çalışmaları ile ilgili eleştirilerin çoğu samimi ve yapıcı eleştirilerdir. Ancak gelinen noktada tartışmanın çalışmaları kilitleyen, ilişkilere zarar veren boyutlara ulaşmasını engellemek, KAFFED içindeki uzayıp giden tartışmaları artık bir neticeye bağlamak gerekir. İşte bu noktada konunun asıl muhatabı KAFFED Genel Kuruludur ve karar yetkisine sahip olması nedeni ile bu perspektiften konuyu nihayete erdirmelidir. Genel kurul tarihi bir sorumluluk üstlenecek ve DÇB üyeliğinden ayrılmak veya üyeliğe devam etmek şeklinde bir karar alacaktır. Ancak her iki durumun ardındaki değerlendirmeyi de yapmak zorunluluğu mevcuttur.
KAFFED Kurucusu olduğu DÇB üyeliğinden ayrılınca ne olabilir? Genel kurulu zorlayacak en önemli sorulardan biri budur ve mutlaka pratik bir takım sonuçları olacaktır. Halihazırda Türkiye Diasporası ve örgütlerinin Kabardey-Balkar Cumhuriyeti nezdindeki ilişkileri büyük ölçüde (yanlış olmakla birlikte) DÇB üzerinden yürümektedir. Bu ilişkilerin sekteye uğraması,  politik ve bürokratik kimi engellemelerin olması ihtimal dâhilindedir. Her ne kadar çok yönlü ilişkiler ile bunun etkilerinin hafifletilmesi mümkün görünse de bunun zaman ve emek isteyeceği açıktır. Herkesçe kabul edilen bir gerçek şudur ki tüm anavatanda ilişkileri DÇB üzerinden kurgulamak potansiyel riskler barındırmakta, görece sivil oluşumlarla ilişkileri engellemektedir. Ancak Rusya Federasyonu içerisinde mevcut rejimin durumunu da göz önüne aldığımızda “Devlet Bürokrasisi” ve yerleşik nizam dışında kalarak ilişkileri ve işleri yürütmenin zorluklarını da göz ardı etmemek gerekir. Öte yandan KAFFED’in birlikten ayrılması durumunda Türkiye’den yeni partner arayışlarına girebileceğinin sinyallerinin genel kurul sonrası radyo demeçleri ile “etkili” kimi isimler tarafından da dillendirildiğini de unutmamak gerekir.
İkinci seçenek DÇB ile yola devam etme kararı olabilir. Zira Genel Kurulumuz, KAFFED’in kuruluşuna destek verdiği ve uzun yıllardır birlikte çalıştığı kurumda kalarak, demokratik mücadelesini sürdürmesine, kurumu dönüştürmeye çalışmasına ve hatta yönetimine talip olmasına yönelik bir karar alabilir. Ancak bu seçeneğin  KAFFED bileşenleri açısından ne denli sancılı olacağını, ne gibi potansiyel riskler barındırdığını tahmin etmek zor değil. Zira KAFFED gerek bazı kurumsal bileşenleri ve gerekse üyeleri tarafından “DÇB’nin günahlarına ortak olmak ve sessiz kalmakla” yüksek perdeden eleştirilmeye başlandı. Kimi kurumlar ve kişiler bu birliktelikte ısrar edilmesinin KAFFED’de derin çatlaklar oluşturacağı hatta mevcut yapısını tehlikeli bir şekilde sarsabileceğini dile getirmektedir ki bu durum tehlikeli bir sürecin kapısını aralayabilir. 
İşte bu zor dönemeçte KAFFED Olağanüstü Genel Kurulu, hem olağan genel kurula dek görev yapacak Genel Başkan seçimini yapacak hem de ortak aklı aracı kılarak “tarihi” bir sorumluluk üstlenecektir. Önümüze gelecek seçenek, “zor” ile “daha zor” arasında seçim yapmaktır. Geçirdiğimiz 20 yıllık süreci duygusallıktan arındırıp akılla değerlendirerek, toplumumuzun yararına atılması gerekli adımları  “potansiyel bedellere” rağmen atmak halkımızın geleceği için tayin edici olacaktır.

KÖŞE BUCAK YAZILARI

  • Son Eklenenler
  • Çok Okunanlar
  • Rastgele