Aptalın En Aptalı

Çarşamba, 15 Haziran 2005 12:00

Bir varmış bir yokmuş, adamın biri ot biçmekten gelmiş, soğuk bir su getir diye kızını suya göndermiş. Beklemiş, beklemiş, kızı dönmeyince ardından karısını göndermiş. Su derin bir deredeymiş, yamacında da kocaman bir armut ağacı yetişiyormuş. Annesi kızını ağacın altında oturmuş ağlarken bulmuş:

- Ne oldu, kızım, niye ağlıyorsun, diye hemen yanına koşmuş.

- Niye mi ağlıyorum? Evlenirsem, oğlum olursa, dışaseye gelirsem, oğlum bu ağaca çıkıp düşerse, Vurıhıj'a düşüp boğulursa ben ne yaparım; işte onun için ağlıyorum.

Bunu duyunca annesi de 'vay başımıza gelen' diye kızının yanına oturmuş, o da ağlamaya başlamış.

Adam beklemiş, beklemiş, kızıyla karısı dönmeyince atına atlayıp kendisi arkalarından gitmiş. Dereye varınca bakmış, ana kız ağlaşıp ağacın altında oturuyorlar.

- Ne oldu, niye ağlıyorsunuz, diye sormuş endişeyle.

- Daha ne olsun, demiş kadın. Bu kızımız evlenirse, oğlu olursa, dışaseye gelirse, çocuk ağaca çıkıp düşerse, Vurıhuj'a düşüp boğulursa ne yaparız; işte onun için ağlıyoruz.

- Hay Allah cezanızı versin, insan buna inanır mı, diye kızmış adam ve ikisini de kovalamış. – Ne kadar aptalsınız! Sizden aptalı var mı acaba bu dünyada? Yer gök şahidim olsun, bu dünyada sizden aptalı varsa bulmadan dönmeyeceğim diyerek kocaman sopasını alıp yola düşmüş.

Az gitmiş, uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş, tanımadığı bir köye varmış. Yorulduğu için bir eve konuk olmuş. Ama konuk olduğu evde tuhaf bir durum varmış. Evdekiler ellerinde birer p'asta dilimiyle tavan arasına çıkıyorlar, elleri boş iniyorlarmış. Yeniden alıp çıkıyorlar, yine elleri boş iniyorlar, çıkıyorlar, iniyorlar...

Yarabbi, ayıp olmazsa bir şey soracağım, demiş adam.

Niye ayıp olsun, sor, demiş ev sahibi.

Bu yaptığınızı açıklar mısınız? Birer p'asta dilimiyle tavan arasına çıkıyorsunuz, eliniz

boş iniyorsunuz, bunun anlamı nedir?

Yiyoruz da ondan, başka ne anlamı olabilir, diyerek herkes birbirine bakmış. – P'asta

aşağıda odada duruyor, kaymak da tavan arasında. P'astayı yukarı götürüp banıp yiyoruz, aşağı inip tekrar alıyoruz... Sen başka nasıl yenir biliyor musun?

Peki p'astayı yukarı götürseniz ya da kaymak çömleğini aşağı indirseniz, yanına koyup

yeseniz olmuyor mu?

Vallahi, doğru söylüyor! Bu niye aklımıza gelmedi, diye kaymak çömleğini indirmeyip

p'asta sofrasını tavan arasına çıkarmışlar.

Adam arkalarından bakıp:

Hay Allah cezanızı versin, siz daha aptalsınız, diyerek tekrar yola koyulmuş

Az gitmiş, uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş, derken, karşıdan ağlayıp dövünüp gelen

kalabalık bir kadın grubuna rastlamış:

Mahvolduk, perişan olduk, diye ağlanıyormuş aralarından yaşlı bir kadın. – Annen de talihsizdi, kaynanan da talihsizdi, kocan da ne kadar bahtsızdı...

Tek sıra halinde giden bu topluluğun önünde başına küp geçirilmiş bir kadın yürüyormuş. Bakmış, şaşırmış adam, buna bir anlam verememiş.

Bacılarım, demiş, beni ayıplamazsanız size bir şey soracağım.

Buyur sor, demişler.

Bu yaptığınızı açıklar mısınız?

Bu taze gelini gömmeye götürüyoruz.

Niye, diye şaşırmış adam, canlı canlı gömmek adetiniz mi?

Bu canlı değil, demişler. – Küpün dibinde kalan kaymağı yalamak için başını soktu, Allah

tuttu, bırakmadı. Annesi perişan, kaynanası kendini paralıyor, zavallı kocası mezarlıkta ağlayıp mezar kazıyor.

Bu duyunca adam sopasıyla vurup küpü kırmış ve yeni gelini gün ışığına kavuşturmuş.

- Allah Allah, bu bizim tanrımız, tanrımız gelinimizi kurtardı, diye dualar etmişler, adamı davet edip yedirmişler, içirmişler. "Hay Allah cezanızı versin, siz daha aptalsınız" diyerek adam ellerinden kurtulmuş ve yola koyulmuş. Az gitmiş, uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş, derken bir yere varmış. Yorgun ve aç olduğu için birinin haçeşine konuk olmuş. Konuk olmuş ama daha yemeden içmeden "nereden geliyorsun" diye guaşe birini göndermiş.

Öbür dünyadan geliyorum.

Guaşeye bunu ilettiklerinde hemen getirin buraya diye yanına çağırtmış.

Öbür dünyadan geliyorsan, söyler misin, geçen yıl ölen oğlumu gördün mü?

Görmez olur muyum? Ben oğlunun elçisiyim.

Allah Allah, gökte ararken yerde bulduk seni. Nasıl benim rahmetli oğlum?

Oğlun iyi, keyfi yerinde. Şimdi cennete gönderdiler, biraz ibadet yapmak için parası

yetmedi de bin altın som getir diye beni gönderdi.

Biricik oğlum için bin som mu esirgeyeceğim, diye dolu bir kese altın vermiş. – Üstü başı nasıl rahmetlinin, diye sormuş tekrar.

Çok üstsüz başsız kaldı, demiş adam... İnsan içine çıkacak kıyafeti yok, kışın giyecek

kalın bir şeyi de kalmadı.

Ona biraz giyecek götürür müsün, diyerek guaşe pantolon, gömlek, çerkeska, güzel bir

şapka, samur kürk, gonşerık , mest, lhey hazırlatmış. Güzelce yedirmişler, iyi de bir yolluk verip adamı yolcu etmişler.

"Hay Allah cezanı versin, bu hepsinden aptal" diyerek adam yola koyulmuş. Bir iki saat sonra pşı eve gelmiş. Guaşe onu kapıda karşılayıp:

Bugün kim geldi biliyor musun?

Kim geldi?

Öbür dünyadan oğlumuzun elçisi bir adam geldi!

Ne diyorsun?

Vallahi, doğru söylüyorum, diyerek yaptığını, verdiklerini anlatmış.

Yaya mıydı atlı mıydı?

Yayaydı.

Ah, bineceği bir at niye vermedin, diyerek pşı geri dönmüş, yola düşmüş.

Rastladığı yolculara sora sora adama yetişmiş.

Öbür dünyaya giden sen misin, diye sormuş.

Adam, yaptığımı anlayacak diye telaşlanıp:

Vallahi, beyim, demiş, hepimiz o yolun yolcusuyuz.

Oraya kadar yayan mı gideceksin?

Eh, biz alışığız, zararı yok, ama oğlunuz yayan çok zahmet çekiyor.

Zahmet olmazsa bu atı oğluma verir misin, diyerek pşı atından aşağı atlamış, adamı bindirerek kendisi yayan geri dönmüş.

"Hay Allah cezanı versin, bu hepsinden de aptal" diyerek adam evine dönmüş.

DELEM NAHRA NAH DELEJ

Tavurıhişe (Yüz Masal), 1992, Nalçik, s.21-23

Derleyen: Nalo Zavur

Adıgeceden Çeviren: Murat Papşu

 

KÜLTÜR / SANAT

  • Son Eklenenler
  • Çok Okunanlar
  • Rastgele