Bir Yazar Bir Eser : HAFIZAM ÇERKESÇE - Sosyolog Doç. Dr. Ulaş Sunata

Bir Yazar Bir Eser : HAFIZAM ÇERKESÇE - Sosyolog Doç. Dr. Ulaş Sunata

Türkiye’de, Çerkeslerle ilgili bugüne kadar yapılan en kapsamlı, en doyurucu “sözlü tarih çalışmasından” bahsetmek istiyorum.

Büyük emek verilmiş, belgesel niteliğinde bir eserden; “Hafızam Çerkesçe” den.

 

Çerkesleri yakından tanımak isteyenler, işte size harika bir eser!

Çerkeslerin hafızasından süzülen en katışıksız, en saf, en berrak ifadeler.

 

“Hafızam Çerkesçe” de Çerkesler, yaralı yüreklerinde yaşattıkları Çerkesliği anlatıyor.

Biraz ürkek, biraz çekingen

Kendi tarihlerini, kendi kültürlerini aktarıyor;

Biraz gururlu, bir o kadar kurgulu…

 

Anlatıcılar; duyduklarını, yaşadıklarını, hissettiklerini, acılarını, özlemlerini yüreklerinden akan sıcacık ifadelerle anlatıyor.

 

Ancak bazı anlatılardaki ezberler, birbiriyle çelişen ifadeler, yanlışlar, eksikler ne yazık ki dikkatlerden kaçmıyor.

 

PAHA BİÇİLMEZ BİR ÇALIŞMA

 

Ufku, dünyalar kadar geniş; yüreği, araştırma ve sorumluluk duygusuyla dolu; zarif, bir o kadar samimi insan Sayın Ulaş Sunata, paha biçilmez bir çalışma armağan etti Çerkes toplumuna.

 

Çerkesliği, Çerkeslerle anlatan bu anlamlı proje, suskunların sesi olurken tarih ve kültür sevdalılarının nefesi oldu.

 

Bu çalışmayla pek çok kapı aralandı, birçok sis perdesi açıldı, görüş mesafesi genişledi, köşe taşları iyiden iyiye belirginleşti.

 

Yazarın, eserini anlatırken kullandığı kucaklayıcı dil, “ego” dan uzak mütevazı tavır, ziyadesiyle alkışı hak ediyor.

 

SUNATA’DAN KÜLTÜRE BÜYÜK KATKI

 

Ulaş Hanım, iyi ki varsınız!

İyi ki bu yola çıktınız, iyi ki bu konuyu seçtiniz!

İyi ki bu toplumun gizli kalmış dünyasına ışık tuttunuz.

İyi ki ortaya çıkan gerçekleri bizimle buluşturdunuz!

İyi ki ekibinizle birlikte köy köy dolaşarak, kapıları çalarak, kaybolmaya yakın bilgi ve belgeleri derleyerek karanlıkta kalan pek çok gerçeği hayatla buluşturdunuz.

Siz bu çalışmayla bu yaralı kültüre büyük katkı sağladınız!

İyi ki sorumluluk bilinciyle, sosyal medyada ve çeşitli platformlarda bu kapsamlı projenin sonuçlarını paylaştınız!

Çerkes toplumuna verilebilecek bundan daha güzel bir armağan olabilir miydi, ben bilmiyorum!

Yüzünüzdeki mutluluk, yüreğinizdeki enerji hiç eksilmesin!

Ailenizle, sıra dışı güzel eserlerinizle hep mutlu, hep huzurlu yaşayın.

 

TÜBİTAK DESTEKLİ GENİŞ BİR ÇALIŞMA

 

“Hafızam Çerkesçe” Ulaş SUNATA’nın 2014-2015 yıllarında yürüttüğü TÜBİTAK tarafından

desteklenen “Türkiye’deki Diasporalar: Kuzey- Batı Kafkasya Halkları Örneği” isimli projenin bir ürünü.

Bu çok zahmetli, oldukça başarılı saha çalışması, ilkleri de içinde barındırıyor.

Bu eser, en kapsamlı saha çalışması olmasıyla bir ilk.

Çerkesleri konu alan TÜBİTAK destekli çalışma olmasıyla bir ilk.

Kapsamlı bir “Çerkes Diasporası Belgeseli” olması niteliğiyle bir ilk.

Bir üniversitede düzenlenen “Çerkes Diasporası Konferansı” boyutuyla bir ilk.

Bu son derece anlamlı çalışmanın mimarı değerli bilim insanı, sosyolog Sayın Doç. Dr. Ulaş SUNATA ve ekibine yürekten teşekkür ediyorum.

İyi ki varsınız!

 

“BEN BU ÇALIŞMAYLA ÇERKES OLDUM”

 

“Ben Çerkes değilim ama bu çalışmayla Çerkesleştim” diyor Ulaş Sunata!

Ve adeta “Kültürünüzün kıymetini bilin!” dercesine ilave ediyor  “Çerkesler, kültürü çok zengin bir kimlik sahibi”

 

FARKLI BİR ÇALIŞMA FARKLI BİR ESER

 

Bu çalışmada, resmi tarihlerin, tarihçilerin ya da kahramanların dışında; yaşanan, gerçek tarihin peşinde koşulmuş.

 

Sahaya gidilmiş, halkın içine girilmiş, köy köy gezilmiş, halkın duygu ve düşünceleri alınmış.

Yani farklı bir tarih araştırma çalışması yapılmış.

 

Özellikle kırsal kesim, köyler seçilmiş, zira köyler, Sayın Sunata’nın da ifadesiyle tarihi ve kültürel değerlerin en iyi korunduğu mekânlar.

 

“Bu projede Türkiye’nin Çerkes diasporasının yoğun yerleşik yaşadığı bölgelere gittik. Çalışma ekibimdeki öğrencilerimle 12 şehirde (Samsun, Çorum, Tokat, Sivas, Kayseri, Maraş, Adana, Osmaniye, Düzce, Bilecik, Eskişehir, Balıkesir) ve bu şehirlere bağlı 23 ilçede görüşmeler ve gözlemler yaptık.”

 

“Toplam 342 kişiyle temas edildi. 5000 sayfalık önemli bir veri tabanı ve arşiv oluşturuldu.

Saha çalışmasının tamamlanmasının ardından Çerkes diasporasının 17 önemli sivil toplum kuruluşunun temsilcileriyle ‘odak grup çalışması’ yapıldı. Odak grup çalışmasıyla, hedeflenen sahadan elde edilen veri ve bulguların STK temsilcileriyle tartışılması ve böylece sivil toplumun diasporik kimliğin inşasındaki etkilerinin açığa çıkması amaçlandı.”

 

 “Böylece, özellikle köylerde yaşayan Çerkeslerin geçmişleri, hafızaları ve elbette ki bugünlerini nasıl kurduklarının anlatısı ortaya çıktı.”

 

Kitapta “Dinliyoruz” başlığıyla yaşları 82 ile 18 arasında değişen kadın ve erkeklerle yapılmış 30 görüşme aktarılmış.

 

“Yaşadıkları köyün tarihi, kendi kişisel tarihleri hatta hiç görmedikleri ama kendilerinden önceki kuşakların aktardıklarıyla anlatıya dönüşen görüşmeler bunlar.”

 

Yapılan görüşmelerde Ulaş Sunata’nın yanı sıra Bahar Ayça Okçuoğlu, Sercan Saydam, Nazlı Hazar ve Narod Avcı da görüşmeci olarak yer almış.

 

EKİP ÇOK İYİ İŞ ÇIKARTMIŞ

 

Ekip, ne tür sıkıntılarla karşılaştı bilinmez ama bilinen o ki bu ekip, çok iyi iş çıkartmış!

Hangi taraftan bakılırsa bakılsın bu çalışma, çok büyük emeklerle oluşan farklı bir tarih okuması olmuş.

 

KORKU VE ENDİŞE

 

Sunata, bir ifadesinde şöyle der, “Türkiye’de halkların çok farklı korkuları var. Bu yüzden konuşamıyorlar, duygu ve düşüncelerini rahat ifade edemiyorlar.”

Kitapta aktarılan anlatıların detayına dikkat edilirse ifadelerdeki gizli korkular, endişeler ne yazık ki hemen fark ediliyor. İfadelerdeki farklılıklar, çelişkiler, tutarsızlıklar ezber, gurur, korku, endişe ve buram buram benlik de…

Bilmem ki Çerkes toplumunun tarih ve kültür konusunda kafası hâlâ karışık mı?

Zorunlu göç /sürgün ve kültürel değerlerle ilgili bilgilerin bu kadar farklı olması normal mi? 

Anlatılar dikkatle incelendiğinde tutarsızlıkların yanında özellikle yaşlılarda kulaktan dolma ifade zenginliği, güncel siyaset, dinî olgular dikkatten kaçmıyor. 

Yazılı eserin çok az bulunduğu, okumanın oldukça zayıf olduğu bu dönemin özellikleri dikkate alınırsa ortaya çıkan manzara galiba çok da yadırganmamalı.

 

SICAK TEŞEKKÜRLER UNUTULMAMIŞ

 

Kitapta, zarif bir üslupla projeye katkı sağlayan tüm Kafkas derneklerine, muhtarlara ve katkısı olan diğer tüm kişilere tek tek teşekkür edilmiş.

 

“Ayrıca KAFFED’e bağlı derneklerin yöneticileri çok yardımcı oldular. Hatta bazı yörelerde dernek yoktu. KAFFED bizi o yörede çok aktif olan birisine yönlendirdi. Onlardan destek aldık, özveriyle çok yardımcı oldular bize.”

 

Aynı zamanda Çerkes toplumunun örgütlülüğü övülmüş ve bu iletişim ağı kayda değer bulunmuş.

 

KADIN KAHRAMANLAR

 

Hani zaman zaman duyduğumuz, “Çerkes kadınları, erkeklere göre çok daha cesur, onlar bildiklerini, duygu ve düşüncelerini çok daha açık yüreklilikle anlatır. Çerkes kadınları, sevgisini, nefretini, özlemini çok canlı tutmuş kişilerdir.” ifadesi bu eserle doğrulanmış gibi.

 

BÂKİR BİR ALAN KEŞFETTİK

 

Araştırmayla ilgili bir soruya Sunata,“Biz bu çalışmayla bâkir bir alan keşfettik. Bu alan, çok verimli bir alan.” der.

 

Son dönemde yaygınlaşan sözlü tarih çalışmalarıyla tarih daha gerçekçi bir şekilde aydınlatıldıkça gerçek tarih ortaya çıkıyor. Ayrıca, resmi tarihe göre sözlü tarih çok daha sıcak, çok daha samimi.

 

VE ÇERKESLERİN ASIRLIK BOHÇASI AÇILDI

 

Uzun sözün kısası “Hafızam Çerkesçe” eseriyle Ulaş Sunata Çerkeslerin asırlık bohçasını açıyor. Bohçadan neler neler çıkmıyor ki: Zengin bir hafızanın ürünü asırların bilgi ve birikimi; acılar, özlemler, güzellikler, korkular, endişeler…

 

Bohçadan çıkanlar, o acılı, o sancılı hikâyeler, o gülümseten anılar… Her şeye rağmen çok ama çok değerli.

 

İyi ki bu bohça açılmış, iyi ki bu anılar ölümsüzleştirilmiş yoksa bu insanlık ve renkli kültür değerleri, bu birkaç asırlık kıymetli hazine, bohçada çürüyüp giderdi.

 

Bir kez daha teşekkürler Ulaş SUNATA!

 

Kitapta, uzun sayılabilecek oldukça anlamlı ifadelerin kullanıldığı bir ön sözle kısaca Çerkes tarihi özetlenmiş.

 

Zengin dipnot ve geniş kaynakça ile canlı ve heyecanlı hale getirilmiş eser, gururla İLETİŞİM YAYINLARI logosunu taşıyor.

 

KAFDAV PROF. DR. HAYDAR TAYMAZ BİRİNCİLİK ÖDÜLÜ…

 

Eserde, “Diasporanın Sosyokültürel Hafızası Olarak Çerkes Köyü” çalışmasıyla Kafkas Araştırma Kültür ve Dayanışma Vakfı (KAFDAV) tarafından Prof. Dr Haydar Taymaz anısına düzenlenen “Sürgünün 150. Yılında Sosyokültürel Yönleriyle Çerkes Toplumu” adlı yarışmadan birincilik ödülü alan makaleye de yer verilmiş.

 

Ayrıca kitabın sonunda Bahar Ayça Okçuoğlu imzasıyla “Sosyoloji Araştırmaları Dergisi” nde 2019 yılında yayınlanan “Türkiye’de Çerkes Diasporası: Kimlik İnşası ve Referansları” isimli çalışma da yer almakta.

 

“EN BÜYÜK KAYIP DİL”

 

Çerkeslere, "bir bilmeyene anlatır gibi kendini, Çerkesliği" anlattırıyor.

 

Farklı yaş ve cinsiyet gruplarından, farklı coğrafi bölgelerden, kırdan ve kentten, farklı siyasi görüşlerden Çerkes bireyler, Çerkesler ve Çerkeslik hakkındaki algılarını yansıtıyor.

 

 “Kültüre ait öğeler; düğünler, cenazeler, kadın-erkek ilişkileri, çocukların eğitimi, kölelik, thamadelik gibi bir dizi ortak konu biraz da nostaljik bir şekilde anlatılmış.”

 

“Tarihin doğru ya da yanlışlığından ziyade bu tarihin Çerkesliklerine nasıl eklemlendiğini görmek çok ilginç.”

 

Anlatılara bakılırsa anlatıcılar, “Çerkes kültürüne ait en büyük kaybın dil olduğunu” düşünüyorlar.

 

 

SOSYOLOG, DOÇ. DR. ULAŞ SUNATA KİMDİR?

 

1975’te Antakya’da doğdu. 12 Eylül darbesi sonrası çocukluğunu İstanbul’da, 1992’den itibaren gençliğini Ankara’da yaşadı. ODTÜ’de istatistik lisansı yaparken çeşitli araştırma şirketlerinde çalıştı. Ardından ODTÜ Bilgi İşlem’de araştırma görevliliği sırasında sosyoloji yüksek lisansını tamamladı ve sosyoloji alanında doktora yeterliliğini aldı. Doktora çalışmasını DAAD ve Hans Böckler burs ödülleriyle Osnabrück Üniversitesi’nde Göç Araştırmaları ve Kültürlerarası Çalışmalar Enstitüsü’nde (IMIS) 2010 yılında bitirdi. Halen Bahçeşehir Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde tam zamanlı öğretim üyesi olarak çalışıyor.

 

Türkiye’den giden göçlerin yanı sıra “Türkiye’deki diasporalar” başlıklı bir proje kapsamında Çerkes diasporası ve Suriyeli mülteciler üzerine araştırmalar yapıyor. Göçün ve kentin ilişkiselliği içinde disiplinlerarasılığı ve takım çalışmasını daha güçlendirmek amacıyla 2014’te kurulan Bahçeşehir Üniversitesi Göç ve Kent Çalışmaları Merkezi’nin (BAUMUS) kurucu direktörüdür. Ağırlıklı çalışma alanları toplumsal cinsiyet ve sınıf perspektifli göç ve diaspora konularıdır. Bu konularda yayımlanmış kitapları: Not a “Flight” from Home, But “Potential Brain Drain”, VDM Verlag Dr. Müller, 2010; Highly Skilled Labor Migration: The Case Study of ICT Specialists from Turkey in Germany, LIT Verlag, 2011. Bunların yanı sıra çok sayıda akademik makalesi yayımlanmıştır.

 

ÇERKES ETHEM ve KAYBOLAN DİL

 

Yapılan görüşmelerde neredeyse herkesin üzerinde uzlaştığı iki başlık var. Bunlardan ilki Ethem Bey’e yapılan haksızlık, diğeri de kaybolan dil.

 

Ethem Bey, bir kahramanken bir anda ihanet eden Çerkes Ethem’e dönüşmüş. Bu da Çerkesler için bir tür ötekileştirme anlamı taşıyor

 

KÜRT SORUNUNA BAKIŞ

 

Anlatılara bakılırsa genç Çerkeslerin Kürtler ve Kürt sorunu üzerine yaklaşımları yaşlıların yaklaşımlarından çok farklı.

 

Yaşlılar, bizi asla Kürtlerle karıştırmayın biz bölücü değiliz derken gençler, Kürt sorununun barışçıl ve demokratik çözümüne yaşlılara göre çok daha olumlu yaklaşıyor.

 

ÇERKES KADINLARI

 

Kadınlar, çok daha açık ve deyim yerindeyse “dobra dobra” bu konu hakkında konuşabiliyorlar.

Karşılaştırmalı baktığınızda kadınlar erkeklere göre bu konuda konuşmaya çok daha açıklar.

 

ÇERKES MİSAFİRPERVERLİĞİ EKİBİMİZİ ŞİŞMANLATTI

 

“Çerkesler’de gelenek olarak bir misafirperverlik vardır bilinen. Bunun üzerinden “bizim misafirperverliğimiz çok iyidir” ispatı çabası da yaşanır. Biz de bu misafirperverliğe nail olduk, gayet güzel karşıladılar. Bol miktarda “haluj” yedik, zaman içinde ekip şişmanladı…”

 

“VATANDAŞ TÜRKÇE KONUŞ!”

 

“Çerkesçe’nin yok oluşu, dilin tükenişi, “Vatandaş Türkçe konuş!” kampanyalarından sonraki halleri, ilkokula başlayış hikâyeleri, çocuklarına Çerkesçe isim verememe hikâyeleri bunların hepsi bir anlam bizim için, oradan çıkan bir tarih var.”

 

“Yani diasporanın kendi içinde bir tarihi var. O tarih içinde de farklılaşmalar oluşuyor tabi.

Bu kimlik tanımlama serüveninde, kişinin daha çok Müslüman kimliği, dini kimliği ön plana çıkabiliyor ya da milli kimliği, etnik kimliği gibi çeşitlenebiliyor.”

 

ÇALIŞTAY BÜYÜK İLGİ GÖRDÜ

“Diaspora örgüt temsilcilerinin katılımıyla yaptığımız çalıştayda mümkün olduğu kadar farklı görüşten kurum, dernek, inisiyatif ve vakıftan kişilerle görüşmeler düzenledik.

 

Amacımız, sivil toplumun diasporik kimliklerini nasıl inşa ettikleri, kendilerine nasıl bir kimlik düşündükleri ve taleplerinin neler olduğu üzerinden gelişti.”

 

KİTAPTAKİ İLGİ ÇEKİCİ BAZI KÜÇÜK BAŞLIKLAR

 

Düğünlerimiz, / Asimilasyona İnat Adetlerimiz / İtaatkârdık İhanetle Suçlandık / Çerkesçe Eğitim Dili Olmalı / Kölelik / Çocuklarımıza Çerkesçeyi Öğretemedik / Wunafe /  Thamade / Çerkes Milliyetçiliği / Soykırım / Türkiye’de Çerkes Kızı Olmak / Çerkesler Medeniyet Getirdi / Aynı Ağacın Dallarıyız / Vatandaşım Ama Çerkesim / Dil de Xabze de Kalmadı / Köleden Kız Alınmaz / Ermenileri Sürmüşler / Devlet Bizden Korkmasın / Çerkes Ethem / Çerkesliği Evde Kullan / Yeter ki Kültürümüz Asimile Olmasın / Bu Vatan ve Devlet Benim / Ermeni Köylerine Yerleştik / “Çerkesim!” Demek Yasaktı / Kadına Saygı / Okulda “Çerkesim!” Demekten Utanıyorduk / Siyasette Temsiliyet / Göç Değil Sürgün / Yabancıyla Evlenmek / Yazılı Olmayan Anayasamız Var / Sülaleler ve Armalar / Sürgünden Sürgüne / Kaşenlik / Xabze Eskisi Gibi Uygulanmıyor / Sesimizi Kürtler Sayesinde Duyurduk

 

KİTAPTAN

 

Osmanlı İmparatorluğu’nun muhacir kabul siyasetine ilişkin üç ayrı görüş göze çarpmaktadır ilk görüş: Osmanlının İslamiyet ve insaniyet adına muhacirleri kabul ettiğidir.

İkincisi: Osmanlının göçmenleri istememesine rağmen onları kabul etmek zorunda kalmıştır.

Bu görüş nüfusunu arttırmak için göçün teşvik edildiği iddiasını doğru bulmaz.

Son görüş ise Osmanlı idaresinin güçlü bir kaynak olarak gördüğü muhacirlere gayet davetkâr davrandığı yönündedir. (s.33)

 

“Şimdi mesela Başbakan Kürtçe radyo, televizyon kanalları ilan etti. Bizim Çerkesler de Çerkesçeyi öğretmen bulunursa okutmaya başladılar. Tabii ki biz de bunu destekliyoruz, onlar destekleniyor da niye bizim Çerkesler desteklenmesin?” (s.54)

 

“Eskiden bizim düğünlerimiz iyiydi çok güzeldi, şimdi de iyi yapıyorlar ama evvel düğünlerimiz daha güzeldi. Büyük ayrıydı, küçük ayrıydı saygı vardı yavrum. İçki yoktu! Şimdi millet biraz içkiye veriyor kendini.” (s.59)

 

“Bey sülalesiydi bunlar. Ağalar ayrı, köylüler ayrı bizde...” ( s.61)

 

“Atatürk Samsun’a çıktığında kaç kişi vardı yanında biliyor musun?

Beş kişilerdi. Atatürk hariç, dördü Çerkesti. Vatana ihanet eden bir tane Çerkes bulamazsın!” (s.67)

 

“Ethem’in ölüsü... Ethem’in mezarı nerede? Ürdün’de Çerkes Camisi avlusunda. Niye kalmadı Yunanistan’a kaçtıysa Yunanistan’da? Ethem, kaçmadı, Etham’i yaşatmayacaklardı, mecburen çıktı. Siyasetti hepsi.” (s.68)

 

“Her Türk köyünde üç beş hane Çerkes var... Çerkesleri Rumlarla Türklerin arasına yerleştirmişler. Bizim üst tarafımız Rum köyü…” (s. 69)

 

“Çerkeslerde yaşlılara Thamade dederler, yaşlılar ne derse odur, gençler ona uyar. Biz Çerkeslerin bir anayasası var, değişmez ““heynape” -ayıp- dedin mi giden kurşun durur” derlerdi.” (s.71)

 

“Ben Çerkesçe biliyorum ama kullanmıyoruz pek! Aile içinde hiç konuşmadık, onun için çocuklar da hiç öğrenmedi. Çok büyük bir yanlışlık yaptık… Evde hiç konuşmadık, konuşulmayınca da kayboldu...

 

Gençler bilmiyor, yaşlılar da tercih etmiyor. Türkçe daha kolayımıza gidiyor.” (s.73)

 

“Çerkesçenin kaybolmaması için eğitim dili yapılması lazım, yapılmazsa zaten biter bu dil, bu kültür.” (s.74)

 

“Biz Çerkesiz ama Türk vatandaşıyız, Türkiye’ye bağlıyız. Dedemiz burada doğmuş, babamız burada doğmuş, biz burada doğmuşuz, biz burayı vatan olarak kabul ettik.” (s.75)

 

“Buraya geldiklerinde burada birkaç hane Türkmüş. “Gözleri mavi göğ göğ Çerkesler. Giydikleri deri, yedikleri darı, gözleri göğ göğ” diye söylenmiş de korkup kaçmışlar Çerkeslerden. “Ayrı bir mahlûk geldi.” Demişler.” (s.76)

 

“Benim en ufak oğlum Çerkesçeyi anlıyor ama konuşunca Türkçe cevap veriyor. Dili dönmüyor, düzgün söyleyemiyor. Diğerleri güzel Çerkesçe konuşuyor en ufağı beceremiyor...

Benim torunlar da diyor ki “Babaanne, ne olursun, bize Çerkesçe öğret!” “ (s.79)

 

“Çerkeslerde ayıp var, günah yoktu. Evlat sevmemek ne demek, böyle sanki yabancı gibi davranırlar.” (s. 83)

 

“Biz çocuktuk, aklımız ermedi ki dedelerimize, “Ne zaman geldiniz, nasıl geldiniz?” diye soralım, öğrenelim şimdi pişman oluyorum. Büyükler şimdi olsa da öğrensek, sorsak diyorum. O zaman hiç aklımıza böyle şeyler gelmedi.” (s 88)

 

“Düğünlerimiz davullu zurnalı oluyor ama eskiden Çerkeslerin düğünü mızıkalı olurmuş, mızıka çalarak gençler, kızlar erkekler toplanıp böyle halka olurlarmış.” (s. 91)

 

“Aynı sülaleden evlenmeme eskidendi. Şimdi kalktı. Böyle bir şart aranmıyor. Kim kimi beğenirse, kim kimi severse, kim kimi isterse evleniyorlardı.” (s.92)

 

“Okulda Çerkesçe konuşmamız yasaktı, o yüzden pek konuşamıyorduk, hocalarımız kızarlardı bize. Ara sıra ağzımızdan Çerkesçe bir kelime kaçtı mı hemen bize vuruyordu. Bizi Çerkesçe konuşturmuyordu. Hoş tabi öyle olmasa Türkçeyi nereden bilecektik? Gerçi öğrenirdik ama işte küçüklüğümüzde öğrendik Türkçe’yi...” (s.98)

 

“Bana kalırsa hepimiz Türküz ama dilimizi sorarlarsa Çerkes demeliyiz.” (s. 99)

 

“ “Dilimizi, kültürümüzü kaybettik” diyenlerin çocuklarına git, hiç birisi Çerkesçe konuşamıyor. Dil konusunu devletten istemeyeceksin, kendin isteyeceksin. Sen kendin çocuğuna dilini öğretmezsen, öğretemezsen devletten istemeyle olmaz o.” (s.103)

 

“Tabi biz ne kadar Çerkesiz desek de kendimize aslında biz, Türk asıllı, Osmanlı Müslüman destekli bir grubuz… İşte burada yaşıyoruz Türk asıllı olarak. Türk nüfus kâğıdı taşıyoruz Çerkes özelliklerimiz de var.” (s.108)

 

“Şimdi bu köyün içerisinde bu evlerde Çerkesçe konuşulmayan ev yok ancak torunlar falan okula gidenler gelince biz de Türkçe konuşuyoruz.” (s. 111)

 

“Ben Türkiye’de Çerkesçeyi eğitim dili olarak görmek istemiyorum… Çerkesçe eğitim gördüğün zaman milli eğitimde bir ayrımcılık çıkar. Bu geminin içinde hepimiz varız, geminin delinmesi bize gelmez.” (s.112)

 

“Herkesin hakkına saygılı olacaksın. Ben Kürdüm Kürtçe konuşacağım, ben Çerkesim, ben mızıka çalacağım sesimi dinleyeceksin, öyle bir şey yok! Kendi görüşlerini kendi kulağın duyacak kadar söyleyeceksin! Halkın özel bir sesi var, sokakta olmaz.” (s. 113)

 

“Kendine sadece Türk deyip Çerkesliğini kabul etmeyen insanlar var... Çerkesler de Türk boyundan, neticede Türklerden ayrı bir boy değil Çerkesler.” (s.114)

 

“Bizim Çerkesler çok büyük zulüm çektiler... Çerkeslere ne işkenceler yapıldı. Kızlarını aldılar, Osmanlı padişahına peşkeş çekildi.” (s. 115)

 

“Çerkes milleti, dünyaya güneş gibi doğan, medeniyeti saçan, yayan ve millete millet olduğunu bildiren bir millet...” (s.116)

 

“ “Türküm, doğruyum, çalışkanım!” hepimiz okuduk. Kürtler buna karşı çıktı. Ya ben Kürt’üm diyor adam…” (s.119)

 

“Düğünlerde öküz arabasına bir koyun koyarlardı, bir de “haluj” ile “metaz” yaparlardı hepsini arabaya koyup o akraba haneye yardım götürürlerdi.” (s.133)

 

“Bizim toplumumuzdaki en önemli şeylerden biri thamadelerdi. Thamade demek o toplumun başı demek. Bir büyük olarak thamadelere çok saygı duyulur, sevgi duyulurdu.” (s.146)

 

“Çok zengin Çerkes bulamazsınız ama evine girince “Nereye otursam?” diye düşünmeyeceğiniz kadar temizdir bir kere Çerkesler...” (s.185)

 

“Mesela Uzunyaylada 65 pare köyün diyebilirim beşte biri kaldı. Büyükşehirlere göç ettiler, göçüp gittikten sonra da tabi evlilik de anne de usul de pek kalmadı.” (s. 202)

 

“O güne kadar Ethem Bey olarak anılırken sonra Çerkes Ethem oluyor. Ethem’in bütün sülalesi buradan sürüldü... Bütün Çerkesleri etiketlediler ama artık biz Ethem’in nâşının bir an önce Türkiye’ye getirilmesini istiyoruz.” (s.210)

 

“E ben de kendi dilimi unutmak istemiyorum. Kürtlerin bu anlamdaki istek ve taleplerini de gerçekten destekliyorum. Şu da bir gerçek Kürtler kadar biz dilimizi koruyabilmiş değiliz çünkü onlar kadar toplu hallerde şehirde yaşamıyoruz.” (s.224)

 

“Çerkeslerde büyüklerin yanında çocuklar sevilmez, kucağa alınmaz…

Ben hayatta babamın bize sarıldığını yanına oturttuğunu görmedim. Hiçbir zaman bir sevgi eksikliği görmedik. Sevdiğini biliyoruz yani sözleriyle, bakışlarıyla hissettiriyorsun.” (s.228)

 

“Çerkesler toplumda sevilir, sayılır ama mutlaka bir ayrımcılık vardır. Bunu direk yüzümüze söylemezler ama hissedersin.” (s.231)

 

“Hiç Çerkes ismi ile anılan köy yok. Köyümüzün daha önceki ismini bilmiyorum. Çünkü zaten bizden önce buralar Ermenilerinmiş. Çerkesçe isim koydularsa da şu anda yok.” (s.233)

 

“Osmanlı bizi kabul etmiş sağ olsun ama bizi en kötü yerleri yerleştirmişler. Sazlık, bataklık, sivrisinek dolu…” (s.233)

 

“Bir de biz Çerkeslerde küfür yoktur. Hele de bir kadının yanında çok ayıptır, asla küfür edilmez... Bizde misafirin dili, dini, ırkı fark etmez, başımızın üstünde yeri vardır yani ne olursa olsun çok değerlidir.” (s.235)

 

“Şimdi derneklerde bilinçli olan gençler olarak etkinlikler yapmaya çalışıyoruz. Üniversitelerde etkinlikler yapmaya çalışıyoruz. Çerkes gençlerine kültürü hatırlatmaya çalışıyoruz… Biz büyüklerimizden bu bayrakları devraldık, bu şekilde bizden sonraki nesle taşıyoruz.” (s.248)

 

“Osmanlının bizi alma sebeplerinden birisi asker olarak kullanmasıydı. Çünkü Çerkesler buraya 150 yıl önce geldiği zaman Osmanlının çöküş, yıkım dönemiydi. Askere ihtiyacı, güce ihtiyacı vardı.” (s.249)

“Çerkesler Osmanlıyı İslam âleminin merkezinde gördükleri için geldiler. Kurtuluş Savaşı’na giderken bile çok doğru düzgün Türkçe bilmiyorlardı.” (s.256)

 

“ “Çerkesim, ben Çerkesim kardeşim!” Dediğin zaman bu vatana ihanet edeceğini düşünen insanlar var.” (s.257)

 

“Kurtuluş Savaşında herkes yan yana savaştı. Çerkesler de vardı, Türkler de vardı, Lazlar da vardı, Kürtler de vardı. Herkes birlikte savaştı o zaman herkes kahramandı.” (s.258)

 

“Çerkeslerin mahkemeleri ve cezaevleri olmaz. Yani orada böyle bir şey yoktu.” (s.259)

 

“Yani benim aileden gelen bir görüşüm, Çerkes ile Çerkes evlenmeli ki senden sonraki nesil de senin gibi yetişsin... Dışarıdan evlilikler, kültürü fazlasıyla etkiliyor…” (s.262)

 

TEMENNİ

 

“Hafızam Çerkesçe” nin çok daha fazla kişiye ulaşması, çok daha fazla kişi tarafından okunması, eserden toplumumuzun âzâmi derecede istifade etmesi temennisiyle...

 

yukarı çık