Mekân Düzenlemesi ve Görgü Kuralları

Mekân Düzenlemesi ve Görgü Kuralları

Mekân yapılanması veya düzenlemesini yöneten kurallar (proksemik* davranış kuralları), genel olarak görgü kuralları arasında özel bir yer tutar. Bir yanda, tutum ve davranışlara ilişkin her türlü görenekler, öte yanda, insanlar arasındaki toplumsal etkileşim sırasında mekânın ayrımı ve dağılımına ilişkin önceden saptanmış görgü kuralları ile ilgili bir o kadar anlayış mevcuttur.

Bu tip gerçeklerin ve ilişkilerin doğası ve işlevi sorunu çeşitli bilimsel disiplinlerin (sosyoloji, dilbilim ve antropoloji) temsilcilerinin ilgisine gereksinim duyar. Biz antropologlar için özel önemi olan konu mekânın yapılanma biçimlerinin her zaman özgül bir çağın, özgül bir toplumsal ve etnik çevrenin izini taşımasıdır: bunlar bir etnos** kültürünün öğeleridir. Mekân düzenlemesinin algılanması sorununa ilişkin bu tamamen antropolojik olan yaklaşım Amerikan antropoloğu E.T. Hall’da görülmez. Fakat, yerin kullanma, temellük etme ve algılamaya ilişkin insan faaliyetlerini inceleyen görece bağımsız bir bilimsel disiplinin, proksemiğin (proxemics) temellerini Hall’in oluşturduğu unutulmamalıdır. Amerikan antropolojisinin özelliği olan belirli bir düzeydeki ampirizmine karşın Hall’in çalışması[1] bu doğrultuda önemli teorik ve pratik kullanımı olan çalışmalara bir ivme kazandırdı. Özellikle proksemik davranış sorununun incelenmesinin tam zamanındadır: Sovyetler Birliği’nde[2] olduğu gibi diğer ülkelerde de, özellikle Amerikan ve İngiliz psikolojisi ve dilbiliminde proksemik davranışı inceleme gerekliliği kabul edilmektedir.[3]

Bu makalede iletişim gereksinimiyle uygulanan proksemik davranışlar (bir başka ifadeyle göstergebilimsel olarak önemli proksemik davranışlar) incelenmektedir. Bu olgunun genel hatlarını, bir halkın kültüründeki konumunu göstermek için bizim en çok bildiğimiz materyaller, Adıge halklarının (Adıgeyliler, Çerkesler ve Kabardeylerin***) görgü kuralları örnek olarak kullanılmıştır.

Adıge halkları arasında bireyler-arası ilişkilerdeki mekânın yapılanmasının genel doğası klan ilişkilerinin kalıntıları olduğu kadar feodal toplumun ideolojisi ve toplumsal koşulları tarafından belirlenmişti. Bu, proksemik davranış tarafından dolaysız olarak yönlendirilen toplumsal etkileşimin düzenleyici ilkelerinin kökenidir; örneğin (yaş ve toplumsal konum açısından) büyüklere saygı, konukseverlik, kadınlara saygı, alçak gönüllülük, nezaket, ölçülü davranış.[4] Mekânın simgesel olarak önemli parametrelerinin içeriğinin, genel olarak diğer pek çok halkınki ile aynı olduğunu belirtmeliyiz. İlk olarak, “saygın-daha az saygın” karşıtlığı vardır. “Sağ”, “üst, “merkez”, “daha yakın”, “ön cephe”, “ileri”, “ilk” kavramları genellikle saygınlık konumu ile eşleşirken, “sol”, “alt”, “kenar”, “uzak”, “arka”, “arka cephe”, “geri”, “son” kavramları da daha az saygın olan ile eşleşmektedir. Fakat ileride göreceğimiz gibi bu değişkenlerin saygınlık ve az saygınlık anlamı ve somut toplumsal önemi çok özgündür.

İpshche - İshchkh’ere (yukarı-aşağı) Karşıtlığı

Bu Adıge halklarının en eski etnografik kavramsallaştırmalarından biridir. Kabardeylerde ve Çerkeslerde ipshche saygın olan yöndür, yani dağların olduğu, bölgeyi güneyden kuzeye aşan nehirlerin; Terek, Baksan, Kuban, Malyi Zelenchuk, Laba, vd. yükseldiği yön. Kuzeye doğru olan yön daha az saygın olarak görülür ve ishchkh’ere olarak tanımlanır. Kabardey ve Çerkes köyleri ve genel olarak bütün örgütlü (yerleşik, düzenli) yerler bu ilkeye göre iki bölüme veya iki yöne ayrılmıştır. Bütün koşullarda ipshche en saygın yöndür. Yaşlıların anlattıklarına göre, beyler* hiçbir zaman hiçbir kimseye nehrin kendilerinden daha yukarısındaki kesimlerine yerleşmesine izin vermemiştir. Gerçekten de feodal soylular köyün, geleneksel olarak Kuezh apshche şeklinde tanımlanan (anlamı, “köyün/yukarı saygın kesimi”) kesimine yerleşirlerdi. Soylular, köyün orta, özellikle alt kesimlerinde kesinlikle oturmazlardı. İpshche yönünden gelen bir şahıs, bütün diğer koşullar eşit olmak koşuluyla, ishchkh’ere yönünde yürüyen şahıstan daha önemli kabul edilir ve daima ilk önce o selamlanırdı. Adıgeler selamlaşırken şöyle söyler: “selamır ipshchekle dekhein khueishch” − “selamımız yukarıya, ipshche yönüne ulaşsın”; yani dağlara doğru, daha saygın olana doğru. Bu düşüncelerle tamamen uyum içinde olarak, ipshche yönünden gelen konuklar (yine diğer bütün koşullar eşit olmak şartıyla) başka bir yönden gelen konuktan daha saygın görünürdü. İpshche kelimesi genellikle “sağa doğru” terimiyle eş anlamlı olan ilk anlamından oldukça bağımsız olarak, avlu, oda, araba gibi yerlerde daha saygın olarak görülen yeri tanımlayacak şekilde kullanılmıştır.

Şimdi de ipshche yönünün (bu örnekte güneyin) niçin tercih edildiği üzerine bir-iki şey söyleyelim. İlk olarak şunu belirtelim ki, Kabardeyler ve Çerkeslerin yerleşim bölgelerinde, Büyük Kafkas Dağlarının merkezi kesimlerinin kuzey yamaçlarında güney (dağların olduğu yön) kuzeyden daha yüksektedir ve bilindiği gibi, “daha yukarı” olan “daha saygın”, “daha önemli” kavramları ile eşleşmektedir. Ayrıca, ek olarak (belki de en önemli neden budur) güney, tepeleri karla kaplı dağların, yaşam kaynağı olan nehirlerin oluştuğu yerdir. Bu, güneyin en önemli yön olduğuna ilişkin düşünceyi yaratmak için yeterliydi. Kısacası, toplumun ilk oluşum dönemlerinde dağlara ve özellikle nehirlere gösterilen saygı, Kabardeylerde ipshche ile tanımlanan, bu yöne doğru özgül bir saygı tutumu yarattı. Bu kelime, Adıge halklarında kutsallık, üstünlük ve kuvvet kavramlarını ifade eden “pshch” öğesi ile de ilişkilidir.

Bazen bu yöne saygının kökeninde, güneyin Mekkenin yönü olmasının yattığı şeklinde dini/İslâmi bir yorum da yapılmaktadır. Fakat bunun ikinci derecede önemli olduğu açıktır. Her şeyden önce bunun kanıtı (batı) Adıgeleri arasında saygın yöne ilişkin düşüncelerin özgünlüğüdür. (Batı) Adıgelerinde de saygın yön ipschche ile ifade edilmektedir fakat bu yön, Kabardeylerdeki gibi güney degil, doğu yönüdür. (Batı) Adıgey bölgesindeki Laba, Kuban gibi tüm büyük nehirler Kabardeydeki gibi güneyden kuzeye değil, doğudan batıya doğru akmakta ve batıda denize dökülmektedir. Doğu, nehirlerin doğduğu yeri (ve Şapsığlar için, ek olarak, nehirlerin yükseldiği yeri), daha saygın ve önemli yeri ifade ederken, batı, iklakhe, ykhe (kelime anlamı, “en alt”, “son”, “aşağı”) daha az saygın olanı ifade etmektedir.

İpshche yönünün gerçekten nereye doğru olduğu konusunda farklılık varsa da (Kabardeylerde güney, (batı) Adıgelerinde doğu), bu yönün ahlaki ve törel değeri aynıdır; tüm mekân yapılanmasının dayandığı bu ilke, nezaket ve incelik içeren karşılıklı ilişkilerdeki pek çok kuralı belirlemektedir.

Merkez-Çevre”, “Ön-Arka” karşıtlıkları

Antropologların iyi bildiği gibi, (Adıgelerde) dans edilirken kızlar evin önünde bir yarım-daire oluştururlardı. Bu, çiftlik merkezine ve eve yakın olan bölgeye daha saygın bir konum atfedilmesiyle ilişkilidir. Eğlenceye katılan daha az saygın gruplar evden daha uzak bir yerde dururlardı. Tembot Çeraşe’nin anlattığına göre, “kızlar tarafından oluşturulan yarım-daire, ortada dans için boş bir alan bırakacak şekilde, yol tarafına dizilmiş erkekler tarafından kapatılırdı. Daha arkada, karanlık bir orman gibi, atlıların sırası yükselirdi. Bunların ardında da gençler ve çocukların gürültülü kalabalığı gelirdi.”[5] Müzisyenler (keman, flüt, phaçıç çalanlar) dairenin içinde erkeklere yakın yer alırlardı. Khan Gireyin ifadesine göre “(resmi) görevlilerin çocuklarının da buraya at sırtında getirilmesi az rastlanan olaylardan değildi.”[6] Son olarak, kızların sırasının ortası ve erkeklerin sırasının önü en saygın kişilere, yaş ve konum açısından büyüklere ve, her şeyden önce, beylerin ve soyluların temsilcilerine ayrılırdı.

Eve yakın olmaya verilen bu önem ziyaretçilerin atlarını bağladıkları yerde de açıkça görülmektedir. Kabardeyler arasında, sıradan bir insan atını avlunun orta kısmında yuları bağlamayı aklına bile getirmezdi; dizginleri eğer üstüne atarak, atını dışarıda bırakırdı.[7] Besleneylerde iki, bazen de üç çeşit yular olurdu. Bunlardan biri köylülere, diğeri soylulara ve (beylerin ve soyluların avlularında) üçüncüsü de beylere ayrılmıştı. Beylerin kullandığı yular avlunun en arkasında (eve en yakın kesimde), köylülerinki kapıya en yakın yerde ve soyluların ki de bu ikisinin ortasında yer alırdı.[8]

Eşler arasındaki kaçınma kuralı da ev ve çevresinin çok ilginç bir mekansal yapılanma biçimine yol açmıştı. Sadece erkekler giriş/çıkış için evin ön kapısını (unegupe) kullanırdı. Kadınlar bunun aksine, giriş/çıkış için evin arkasını kullanırdı (shygugeugze). Evin ve bahçenin bu özel tasarımı kaçınma adeti için en uygun koşulları yaratmıştı ve bu biçim özellikle Kabardeyler arasında çok yaygındı. Bu durum kadınların aile içerisindeki bağımlı konumunu açıkca sembolize etmektedir.

Kesin olarak uygulanan kurallardan biri de her zaman daha saygın insanlara yüzü dönük durulması gerekliliğiydi. Bu nedenle yaşlıların veya üst-konumdaki insanların oturduğu bir odadan geri geri çıkılması gerekiyordu.

Açık yerlerde de daha genç olanlar, yaşlılardan ayrılırken, arkalarını dönmeden önce birkaç adım geri çekilirlerdi. Bir erkek bir bayanın yanından ayrılırken sağına kadını alacak biçimde sola dönerek uzaklaşırdı, çünkü sağ taraf daha saygın yön olarak kabul edilirdi. Benzer kurallar konuklar evden ayrılırken de uygulanırdı. Konuklar atına binerken yüzünü eve dönük tutar, sonra sola dönerdi. Aynı şekilde, evin kızı, konuğa gülegüle dedikten sonra, konuğu yüzü dönük bekler, bu bekleyiş konuk ufukta veya yolun dönemecinde gözden kayboluncaya kadar sürerdi.

Sol-Sağ” Karşıtlığı

Diğer halklarda olduğu gibi Adıge halkında da “sağ” daha saygın yön olarak kabul edilmişti. Doğal olarak bu durum proksemik davranışlarda da etkisini gösterdi. Örneğin, Kabardeyde bazı bölgelerde, erkekler sağ taraflarını klanın en yaşlısına bırakacak şekilde soldan yürürlerdi.[9] Bir erkek ve kadın beraber yürüdüğünde sağ taraf her zamanı kadına ayrılmıştı. K.Khetagurova göre bu uygulama bütün Kuzey Kafkas halklarında geçerliydi.[10] Bununla birlikte batı Adıgelerinde bu uygulamada bir kaç değişiklik vardı. İlk olarak, bazı batı Adıgelerinde, özellikle Şapsığlar ve bazı durumlarda Bjeduğlarda bu kural çok güçlü olmamış ve belki de önemini İslam dininin etkisiyle kaybetmişti. İlginç bir rastlantı sonucu, orta ve batı Avrupa ülkelerinde de bu adetin yaygınlaşması göreli olarak geç −Rönesans döneminde− olmuştur.[11] Adıgeydeki bölgelerin çoğunda adet konumuna gelmiş bu kuralın istisnaları da incelemeye değer. Burada eşi ile beraber olan bir erkeğin durumunu düşünüyoruz. Bu durumda kuralın tam tersi geçerliydi (kadın solda, eşi sağda) ve Adıgelerin söylediğine göre bu durum eşler arasındaki ataerkil ilişkiyi göstermekteydi. Fakat belki de, bu açıklamanın arkasında, dini inançların etkisi yatmaktadır.

Buna rağmen, sağ tarafın ve daha saygın olan yönün kadınlara ayrılması kuralı genel olarak uygulanırdı. Bu sadece yolda yürürken değil, diğer tüm durumlar için de geçerliydi. Örneğin, 1850lerden sonra bir Kabardey köyünde (aulunda) çekilmiş bir fotoğrafta ondan fazla insan bir evin önünde, kadınlar erkeklerin sağ tarafında olacak şekilde görülmektedir. Açıktır ki, bu durum bir tesadüf değildi.[12] Aynı şey, daire yapılarak oynanan oyunlarda (wuic) kızların sağ tarafında durması kuralı için de söylenebilir.

Sol-sağ karşıtlığı, yalnız erkekler veya yalnız kadınlar beraber yürürken de görülebilir. İki erkek beraber yürürken genç olan yaşlının sol tarafında durur. Bu durum sayı artınca hemen değişir; eğer üç erkek beraber yürüyorsa, bu sefer en genç olan, en yaşlının sağ tarafına geçerken, orta yaşlı olan da en yaşlının sol tarafında bulunurdu. Şunu da eklemek gerekir ki, kalabalık bir atlı veya yaya grup yolda ilerlerken üç kişiden fazlasının yan yana durmaması tercih edilirdi. Son olarak, tahmin edilebileceği gibi, beyin (pşı) yeri, yaşı göz önüne alınmaksızın, en saygın yer, yani sıranın ortasıydı. 1872de yayımlanan “Kabardey Bölgesindeki Ayrıcalıklı Sınıflar Üzerine Çalışmalar” isimli kitapta şöyle denilmektedir: “Bir bey ile beraber atlı veya yaya olarak gelen şahıslar konumlarını şöyle ayarlarlardı: en saygın work[13] beyin solunda, yaş veya kıdem açısından ikinci olan work beyin sağ tarafında durur; diğerleri de arkadan ve yanlardan yürürlerdi...”[14] Bu kural, belki de savaş durumundaki sıralanmayı göstermektedir. Bu durumda sağ tarafta bulunan genç haberci rolündedir (Iuekhutabge, psherykh, psherykguedze); soldaki şahıs ise atlıların önderinin baş yardımcısı konumundadır.

Yukarıda sözünü ettiğimiz kuralların mantığına uygun olarak yolcuların konumu, olası her durum için belirlenmiştir. Örneğin, bir bayan iki veya daha fazla erkekle beraber yürüyorsa, en genç erkek (haberci) bayanın sağ tarafında, en yaşlı erkek de sol tarafında bulunurdu. Herhangi bir nedenle bir sıra oluşturacak biçimde bir araya gelmiş insanlar için de benzer kurallar geçerliydi; bir avluda, yolda, fotoğraf için poz verirken ve hatta camide ibadet ederken. 19. yyın ikinci yarısındaki yazarlardan, Khanuko soylularından[15] Kırım Girey, bir yazısında, Kudakonun Natukhay aulunda, geleneksel görgü kurallarının (camide) uygulanmayacağını düşünüp, bir dağlının sol tarafında durduğunu anlatır. Sıradan bir insanın Khanın sağ tarafında durduğunu gören molla vaazı yarıda keserek talihsiz dağlıyı adetleri çiğnediği için azarlamış, sonuçta dağlı yerini sessizce değiştirmişti. Bu olay üzerine Kırım Girey “İmamın söylediklerine kalben karşıydım, çünkü genel dini ilkelere göre Allahın indinde tüm insanlar eşittir” demektedir.[16]

Karşılaşma ve toplantıları yöneten sistem özel bir inceleme gerektirir. Genel kural olarak bir erkek, bir bayanı sağ tarafına alacak şekilde yanından geçmek zorundadır ve böylece saygısını göstermiş olur; iki erkek geçişirken birbirlerini sol taraflarına alırlar. “tsykhubzym kemyshyr irat, tsIykhukhum leshcher irat” (“kadın kamçı tarafında, erkek silah tarafında”) sözü bu durumu hatırlatıcı bir kural olarak kullanılır. Burada anlattığımız proksemik normlarını hatırlama açısından bu kural çok uygundur, çünkü dağlılar soğuk metalik silahlarını sol taraflarında, kamçılarını da sağ taraflarında, sağ ellerinde taşırlardı. Burada erkeklerin karşılaşma kuralları tamamen rasyonel bir biçimde −karşılaşan silahlı insanların ihtiyatlı tutumlarıyla− açıklanabilir. Gerçekten de bu kural izlenerek, erkekler aralarındaki mesafeyi biraz daha açmakta, böylelikle kama ile yapılacak ani bir saldırıya karşı daha uygun bir konumda bulunmaktadır. Başka bir deyişle, her iki şahıs için de bu potansiyel bir savaş konumudur ve daha sonraları genel bir toplumsal etkileşim kuralı haline gelmiştir. Erkeklerin kadınların yanından geçerken onları sağ taraflarına alma kuralının bir istisnası vardır. Doğu Kabardeyde erkek, köyün girişinde bir kadına rastladığında, kadını köy tarafında bırakacak şekilde yürürdü. Bu durumda kadın sol tarafta da kalabilirdi. Bununla birlikte bu kural, kadına olan saygının en ince biçimini yansıttığı şeklinde yorumlanmaktaydı. Bu durum, erkeğin daha zayıf olan cinsiyete asilce saygı gösteren, kadını koruma biçimi olarak düşünülmüştü. Burada da kadına merkeze veya evin bulunduğu yere daha yakın olan yeri vermek doğrultusundaki eğilim karşımıza çıkıyor.

Yaşlı erkek ve kadınların ancak sol taraflarından geçilirdi, böylece daha saygın olarak görülen yaşlıların sağ yanında bir an bile durulmuyordu. Önden giden birisine yetişildiğinde de her zaman o şahısın sol tarafından yaklaşılır, daha sonra gerekli olursa, konum değiştirilebilirdi. Eğer iki kişi bir şahsa arkadan yetişirlerse, o şahıs ikisinin sağına geçerdi; daha sonra gerekirse sıra yeniden düzenlenebilirdi.

Sol-sağ karşıtlığının proksemik olarak önemli bedensel davranışlar üzerindeki etkisi ile ilgili son birkaç şey eklemek gerekiyor. Pek çok halkta görüldüğü gibi, bir eve/odaya girilirken kapı eşiğinden ilk önce sağ ayakla geçmek gerekiyordu. Bıçak, bardak, ekmek, kitap gibi herhangi bir nesne sağ el ile alınır veya sunulurdu. Aynı şekilde, her iki elin hareketliliği gerektiğinde, sağ el daha önde tutulurdu; örneğin, konuklara havlu verilirken sağ el misafire daha yakın tutulurdu.

İleri−Geri” Karşıtlığı

Tahmin edilebileceği gibi “ileri” konumu “geri” konumuna göre daha prestijli olarak kabul edilirdi. Atlı bir grup yolda giderken grubun (yaş/konum açısından) daha önemli olanları en önde giderdi; daha önce söylediğimiz gibi daha genç olanlar en yaşlının iki yanında dururdu. Bu düzen yaya olarak veya bir araç içinde yolculuk ederken de korunurdu. Günümüzde otobüs, araba, uçak, vb. araçlarda yolcuların en kıdemlileri en önde oturur. Arabada en yaşlının en önde, şoförün yanında oturması hala kesinlikle uygulanan bir kuraldır; bu kural, daha kıdemli şahısların, güvenli diye, arabanın arkasına oturması şeklindeki genel Avrupa normlarının tam tersidir.

Feodalizm döneminde, savaş esnasında veya askeri tatbikatlarda grup lideri (ki bu genellikle bey olurdu) daima grubun önünde yer alırdı. Herhangi bir tehlike anında grup lideri bu konumunu başka bir savaşçıya terk ederse adı korkağa çıkardı.[17] Aynı nedenden dolayı, geri çekilme esnasında, atlıların lideri grubun artçı muhafızlarının arasında bulunurdu (bu durum anlamsal olarak “önde” olmaya denkti).

Kafkasyanın her yerinde olduğu gibi Adıgeler arasında da eşi ile beraber yolda yürüyen bir kadının, kocasının bir kaç metre arkasında olması gerektiği şeklinde bir kural vardı. Bu proksemik davranış normu, açık olarak, iki geleneği aynı anda içermektedir: 1) erkek ve kadın arasındaki kaçınma adeti, ve 2) kadının aile içerisindeki eşitsiz konumu. Bu durumun başka bir açıklamasını da I.V. Sukhanov şöyle yapmıştır: “Bu adetin kaynağı, çok karmaşık olan antik çağa, kabileler arası düşmanlık ve kan davaları dönemine kadar uzanır. O devirde erkek, silahı ile düşmanının saldırılarına karşı korumak için önde giderken, kadın arkadan yük ve çocuklarla birlikte gelirdi.”[18]

İlk-Son” Karşıtlığı

Görgü kurallarına göre mekandaki özgül olayların yer alma düzeni, etkileşim içerisindeki insanların toplumsal önemi üzerine olan düşünceler ile doğrudan ilişkilidir.

Bir grup konuğa hoş geldiniz denilirken ilk önce en yaşlı olanın eli tutulmalıydı, daha sonra toplumsal önemlerine göre diğer konukların elleri sıkılırdı. Tüm hizmetlerde de aynı sıra gözlenir; örneğin konuk ağırlanırken, yemekten önce elini yıkarken, yemek ikram edilirken, vb. Açıktır ki bütün bu durumlarda sadece yaş olarak en büyük olan en saygın olarak kabul edilmez. Genellikle kadınlar erkeklerden, konuklar ev sahibinden, (yaşça genç olsa bile) bey köylüden daha kıdemli kabul edilir. Böylece yukarıda sözü edilen kurallar özel durumlara göre uygulanır. Örneğin, K. Kochun belirttiği gibi, iki grup karşılaştığında erkekler önce kadınlara selam vermek zorundaydılar.[19]

Oturma esnasında da uygulanacak özel kurallar vardı. En kıdemli görülen şahıs en saygın yere ilk olarak oturur, daha sonra, kıdem sırasına göre, diğerleri onu takip ederdi. Fakat gruptaki (özel ilgi gösterme anlamında) en yaşlı kavramı yine belirsizdir. Grupta kadın varsa onlar daha kıdemli olarak kabul edilirler ve daha önce otururlardı. Kadınlardan sonra konuklar, yaş ve konuma bakılmaksızın, geleneksel konuk/konuk-olmayan (“khashchle−khegerei”) ilkesi doğrultusunda otururdu. Son olarak, feodal hiyerarşi normal oturma düzeninde bazı değişikliklere yol açmıştı: yaşına bakılmaksızın ilk önce oturma hakkı genellikle en soylu olanındı. John Belle göre, açık havadaki toplantılarda bile, khanuko (Kırım hanları soyundan olanlar) ilk önce, daha sonra beyler, soylular ve son olarak da köylüler otururlardı.[20]

Tüm dünyada yaygın olduğu gibi odaya girerken, yolda yürürken vb., yaşça ve konum açısından büyük olan önde giderdi. Fakat Adıge halklarında önemli bir farklılık vardı: bir kadının bir erkeğin yolunu kesmesi kesinlikle yasaktı. Toplumda kadına verilen tüm saygınlığa çok belirgin bir şekilde ters düşen bu yerleşik geleneğe göre, kadın yolda karşıdan karşıya geçeceği zaman, metrelerce uzaktan gelen bir erkeği beklemek zorundaydı. Kadın, erkek kendisini birkaç metre geçene kadar (başını eğerek) beklerdi. Şüphesiz bu, kökleri kadınlardan zararlı büyülerin yayıldığına ilişkin eski (antik) düşüncelere uzanan bir ataerkil normdu. Kadının erkeğin yolunu kesmesi kötü bir olayın kehaneti olarak kabul edilirdi. İnsanlar bunu, işlerinin yolunda gitmeyeceği, amaçlarına ulaşamayacakları, uğursuz bir olayın, hatta ölümün onları beklediği şeklinde yorumlarlardı. 20 yy. başlarında, bir Kabardey köyü olan Verkhnii Akbashda bir adam yolunu kestiği için bir kadını bacağından vurmuş ve bunun için de ceza almamıştı. Yaralının akrabaları ve köylüleri, kadını vuran adamın bölge mahkemesinin ileri gelenlerinden biri olmasını da hesaba katmışlardı.[21] Şüphesiz bu olay tipik bir durumu göstermemektedir, fakat yine de oldukça öğreticidir.

“İlk” kavramının “en saygın olan” kavramına karşılık gelmesi doğrultusundaki eğilimin de bazı istisnaları vardır. Örneğin Kabardeylerde dansa khagareye (en soylu kesime) mensup bir genç başlar, ondan sonra daha genç biri khagarey oynardı. Ancak onlardan sonra en saygın şahıslar, yani konuklar, oyuna katılırdı. Son olarak, sadece bir khagarey kafe’yi bitirirdi.

Saygın Yer Kavramı

Oda içerisinde kapıya en uzak olan yer, zhanta (Kabardeylerde zhantIe, batı Adıgelerinde zhantI), en saygın yer kabul edilirdi ve bu günümüzde de geçerlidir. Burası yaş veya konum açısından en büyük olanın yeriydi, diğerleri, en genci kapıya yakın olacak şekilde otururlardı. Bu genel bir kuraldı. Günümüzde bile bu kural, devlet kurumları dahil olmak üzere, Adıgelerin yaşadığı her yerde uygulanmaktadır. Bir kaç kişinin çalıştığı bir odada, çalışanların en kıdemli olanının masası en saygın yerde bulunur.[22] Çalışan şahsın bir konuğu geldiğinde zhantaya uygun olarak makamın konuğa verilmesi sık sık görülen olaylardandır. Burada şunu da belirtmek gerekir ki, geleneksel olarak konuklar, genç bile olsalar, saygın yerde oturma hakkına sahipti. Geçmişte, en soylu kesimler, khanukolar, beyler ve soylular, yaşlarına bakılmaksızın bu hakka sahiptiler. Son olarak, kahramanlıkları ile tanınmış savaşçılar için saygın yerde oturmak, yaşa ve konuma bağlı değildi. A. Namitoka göre kahramanlara gösterilen saygı, onların eşlerine de gösterilirdi; bu nedenle kahramanların eşleri kadın toplantılarında saygın yere otururlardı.[23] Zhanta teriminin saygın yeri tanımlamak için kullanılmasına ilişkin olarak şunu söyleyebiliriz: geçmişte bu yer, ocağın olduğu, giriş kapısından en uzak ve soğuktan daha iyi korunmuş olan yerdi. Batı Adıgelerinin konutları ile ilgili özel bir çalışma yapmış olan A.A. Miller şöyle demektedir: “Ocağın hemen yanında (servis masası ile birlikte) düşük bir kil yatak veya divan olurdu. Konukların ağırlandığı odada bu yer, konukların ateşe yakın oturduğu saygın bir yerdi”.[24] John Longwortha göre bu yer döşemeden üç inç (7.5 cm) yukarıda olurdu.[25] Bunun başka bir anlamı da vardır: 19.yyın ilk yarısındaki yazarların raporlarından bildiğimiz gibi, bir konuk vaya bir yaşlı ile beraber oturma şerefi verilmiş olan gençler döşemenin üzerine otururlardı, yani böylece kelimenin açık anlamıyla yaşlılardan daha aşağıda olurlardı.

Evin reisi olan baba, odada ateşe yakın olan saygın yerde otururdu. Kil divan (zhanta) onun ev halkı üzerindeki gücünün ifadesi ve ailedeki ataerkil sistemin sembolüydü. Aile reisi evde olmasa bile ailenin hiçbir üyesi bu yere oturmayı hayal bile edemezdi; bu geleneksel toplumlara özgü bir kuraldır.[26] Kısaca, zhanta kavramının ocak kavramı ile birleşmesinin, ocağın kutsallığı ile atalara olan kutsal saygının birliğini yansıtmış olması mümkündür. F. de Coulangesin eski Roma toplumundaki aile üzerine söylediklerine değinmemizde fayda var: “Baba ocağa en yakın olan yerde oturur, ateşi yakar ve ateşin sürekliliğini korurdu. O ailenin ruhban liderleriydi... Tek başına soyu temsile eder, aile inancı (“cult”) ona dayanır, adeta Indusun dediği gibi: ‘Ben tanrıyım’ diyebilirdi. Ve ölüm geldiğinde kutsallaşacak, ardındakiler onun için dua edeceklerdi.”[27]

Tekrar geleneksel Adıge konutunun yapısına dönelim. Ocağın veya ateşin olduğu yerin karşısındaki yer (Batı Adıgelerinde phketslakIe, pkhetslekalepi, Kabardeylerde dakekhekIe) ateşi koruyan en gencin yeriydi. Burası genellikle ateş için odunun konulduğu yerdi. Başka bir deyişle “yaşlı−genç”, “saygın−az saygın” karşıtlığı, oda içerisinde “zhantIedakekhekIe” karşıtlığına denk düşüyordu. Bu nedenlerden dolayı, aile ve soy topluluğu içerisindeki toplumsal davranış normlarını güçlendiren vecizeler görürüz: “fyzm i Iykhlyr zhantIeshchi, lIym i Iykhlyr dakekhekIeshch” − “kadınlar zhanta soyudurlar (daha saygındırlar -B.B.), ve kocalar dakakhacha soyudurlar (daha az saygındırlar -B.B)”; “malkher dakekhekIem kyflekIkym” − “damat dakakhacha’nın ötesine geçmez”.

Şimdi, özellikle Hatukay, Bjeduğ, Şapsığ, Natukhay gibi bazı etnografik Adıge gruplarında “zhanta” (zhantI) teriminin günümüzde neden sadece geleneksel Adıge evlerindeki ocağa yakın yerleri gösterdiğini anlayabiliriz. Adıgeyin batı bölgelerinde bu terimin genel olarak saygın yer kavramına dönüşümü ve buna karşılık olarak ocağı olmayan çağdaş konut koşullarına (eski kanıtlar yorumlanarak) uygulanması ya hiç bir zaman gerçekleşmemiştir, ya da süreç henüz tamamlanmamıştır.

Oturma-Ayakta Durma” Karşıtlığı

Bir yaşlı geldiğinde ayağa kalkmak ve saygı gösterisi olarak ayakta kalmak günlük ilişkilerde doğal ve zorunlu görülürdü. Bilindiği gibi pek çok toplumda bu tipik bir kuraldır, fakat gerçekte ilk bakışta göründüğü kadar evrensel bir olgu değildir. Örneğin Polenezyadaki topluluklarda gençler ve daha düşük konumda olanlar yaşlılar ile konuşurken oturmak zorundaydılar.[28]

Bu tamamen simgesel farklılığa ek olarak, ayakta durma davranışı, yoğun bir toplumsal bilgi içeren doğasındaki önemli farklılıklar tarafından da belirlenmiştir. Adıge halkları arasında, ataerkil sistem, anaerkilliğin kalıntıları, konukseverlik, toplumsal (feodal) farklılıklar, mertlik/nezaket öğeleri bu davranış biçimine (ve böylece bu davranışın toplumsal önemine ve yaptırım gücüne) yansıtılmıştır. Hatta yaş ve konum açısından büyük olan bir şahsın ismi geçince gençler ayağa kalkmak ile yükümlüydüler; adı geçen şahsın hayatta olup olmaması bu durumu değiştirmiyordu. Ev sahibi konuğunu ayakta karşılar, o oturduktan sonra konuğun daveti olmadan kendisi oturmazdı[29], hatta bazen ev sahibinin hiç oturmadığı olurdu. Kunatskada (konukların ağırlandığı ve toplantıların yapıldığı oda) gençler konukların önünde en ufak bir yorgunluk veya hoşnutsuzluk belirtisi göstermeksizin saatlerce ayakta dururdu. Erkekler bir bayana kadeh verdiğinde, bayan teşekkürlerini belirtip, içeceği içip, bardağı geri verinceye kadar ayakta beklemek zorundaydı. Saygı duyulan yaşlılar, kendi değerlerinin tam bilincinde olarak, genç bir bayanı gördüklerinde ayağa kalkarlardı. Genelde, yaşları ne olursa olsun, erkekler bir bayanı ayakta selamlamakla sorumluydular. Karadeniz yöresi Adıgeleri hakkında oldukça bilgili olan P. Lapinskii, bir gözleminde “Adıgeler yaşlıların ve genç bayanların önünde ayağa kalkarlar” demektedir.[30] Khan-Girey de bu konuda daha önceleri şöyle yazmıştır: “Erkekler, çok uzaktan da olsa bir bayanın geldiğini gördüklerinde bayanın konumu ve özelliği ne olursa olsun, bayan gözden kayboluncaya kadar ayakta durmak zorundaydı.”[31]

Yukarıda saydığımız tüm kurallar, belki ilk kural hariç, günümüze kadar belirli bir düzeyde korunmuştur. Ancak bu tip toplumsal davranış normlarının çoğu, kendilerinin varoluşunu sağlayan koşullarla birlikte yok olmuştur. Daha önce de belirttiğimiz gibi, feodal hiyerarşiden kaynaklanan oturma sırasındaki özellik, geçen yüzyıla kadar gözlenmiştir. Kunatskada iki bey veya bir bey ile bir soylu aynı sofraya oturamazdı. Genellikle bir bey veya khanuko, yalnız başına üç ayaklı bir sofraya otururken, soylular ve köylüler ayakta dururdu. Daha sonra soylular genellikle üç kişilik gruplar halinde sofraya otururlardı. Konuklar ağırlanırken genellikle ev sahibi tarafından birkaç kişi duvar boyunca devamlı ayakta durarak oturanlara saygı gösterir ve masadan yemek ikram edildiğinde bunları kunatskanın köşesinde (ayakta) yerlerdi. Bu tip şahıslar özel bir isimle adlandırılmışlardı: shkhegeryt (“büyüklerin başında bekleyen”). Fakat genellikle köylüler ve köleler bey ve soyluların ağırlanmasında bu görevi yüklenirlerdi. Köylüler, beyaz sakallı bile olsa, değil beylerle, soylularla bile aynı sofraya oturamazdı. T.Kerasheve göre “fokoteli” (köylüler –B.B.), orkinin olduğu yere oturamazdı.”[32] Fakat bu durum sadece Adıgelerin “aristokrat” alt-grupları için geçerlidir (Kabardeyler, Besleneyler, Temirgoyler, Bjeduglar, vb.). “Demokrat” kabilelerde eski adetler yaş temeline göre gözlenen “oturma-ayakta durma” karşıtlığı ile belirlenmişti. F.F. Turnau bu konuda şöyle der: “Dağlılar için yaş (toplumsal) konumdan daha önemliydi. En üst tabakadan genç biri, her yaşlı önünde ayağa kalkmak, ismini bile sormadan ona yer vermek, onun izni olmadan oturmamak ve ondan önce konuşmamak zorundaydı... Hatta bu yaşlı bir köle için de geçerliydi.”[33] K.F. Neuman, Theboud de Marigny ve 19.yydaki pek çok yazar da benzer şeyleri söylemişlerdir.[34]

Oturma-ayakta durma karşıtlığı atlılarda değişik bir biçimde gözlenebiliyordu. Öncelikle şunu belirtelim: eğer atlı bir şahıs, bir bayanla veya yaş/konum açısından daha büyük biri ile konuşmak istiyorsa öncelikle atından inmek zorundaydı. Kabardeylerde atasözüdür: “lIy nemysyfIer khuarem tesmi tsIykhubzym khuotedzh” (“insanın iyisi, altındaki safkan da olsa, bir bayan için attan iner”). İki atlı karşılaştığında yavaşlayarak üzengileri üzerinde ayağa kalkmak zorundaydı. Aynı şekilde, bir atlı, yayaları geçerken nezaketini göstermek için aynı biçimde selamlardı. Fakat bu hareket yaşlı biri, saygı duyulan bir kadın veya köyde güzelliği ile anılan bir bayan için yeterli değildir. Bu durumlarda atlı, 30-50 metre önce attan inerek yayaların kendisini geçmesini beklerdi. Eğer yayalar herhangi bir nedenle duruyorlarsa, atının dizginlerinden tutarak at yayalara en uzak tarafta duracak şekilde yayaların yanından yürüyerek geçerdi. Saygın erkek (veya kadın) yanından geçerken, atlı atı ile birlikte yavaşça yüzünü onlara dönerdi. 20-30 metre uzaklaştıktan sonra atına biner, −sağ omuzunu yayalara (80 derece) dönük tutarak− sola doğru döner ve yoluna devam ederdi.[35] Khan Gireye göre bu kural, bey ve beylerin eşleri başta olmak üzere feodal soyluluğa karşı kesinlikle uygulanırdı.[36] Hatta Türk yazarı Met Cunatokue’ya göre Kabardey’de en soylu olsa bile bir atlının, o bölgenin beyinin topraklarından geçerken attan inmesi ve bölgenin Sınırına kadar yaya yürümesi gerekiyordu.[37]

Mesafe Seçimi, Dokunma Tabuları

Genç bir şahıs, yaşlı bir şahısla konuşurken arada 100-120 cm mesafe bırakırdı. Bunun için ilk tokalaşmadan sonra yarım veya bir adım geri giderdi.[38] Kadınlar arasındaki konuşmada bu mesafe daha azdır fakat kadın/erkek, genç/yaşlı iki kişinin konuşmasında bu mesafe, koşullar uygunsa, 1.5 metreye çıkar. Hatta tokalaşırken bile genç şahıs yaşlılara 70-80 cm’den fazla yaklaşamaz. Abhaz görgüsüne benzer şekilde, merdivende yapılan konuşmalarda genç şahıs yaşlıdan bir veya iki basamak aşağıda durur.[39]

Adıgelerde toplumsal mesafe göreli olarak azdır; örneğin Amerikalılarda bu 120-370 cm arasında değişir.[40] Bununla birlikte diğer halklar arasında (örneğin Araplar, Latin Amerikalılar, İtalyanlar) ortak olan bedensel temas (omuza vurmak, el tutmak, vb.) Adıgeler arasında eskiden bütün toplumsal koşullarda yasaktı.[41] Bu yasak özellikle karşıt cinsler arasındaki ilişkilerde daha belirgindi. Özellikle bir bayanın elini tutmak, omuzuna dokunmak, vs. kabul edilemezdi. Selamlaşma ve vedalaşmalardan başka bu kısıtlamaların, uzak ve yakın tanışları, evli çiftleri, kısacası bütün tipik toplumsal etkileşim durumlarını içerdiği söylenebilir. Bu kısıtlamaların kökenleri, açıktır ki, farklı cinsiyetlerin ayrımıyla ilişkili olarak, zararlı bulaşıcı büyü konusundaki düşüncelere uzanmaktadır. A. Crowleyin bu konu üzerine dediği gibi “maddi taşıma kapasitesi dokunmaya böylesi bir önem yüklemiştir ve doğanın, insanların ve ruhların özelliklerini dokunma yoluyla iletilebileceği düşüncesi, dokunmaktan kaçınma çabasının ve ilişki (temas) isteğinin ardında saklanmıştır.”[42]

Adıge halkları arasında konuşma esnasında iyi dilek anlamında söylenen “su Ie fIykIe noIuse” − “elim size iyilikle dokunsun” sözünün anlamı şimdi daha iyi anlaşılıyor. Tabii ki bu kuralın kökeni, çok önceleri bilinçlilikten ayrı düşmüştür: dokunmaktan, ilişkiden kaçınma, dokunduktan sonra özür dileme genellikle nezaketle ilgili olmuştur. Kadın ve erkek ilişkilerinde bu kurallar bazen şeriat normlarıyla (bu normlar kaçınma kuralının kökeni ile ilişkili olmasa bile) birleşmektedir. Aynı şey bir erkeğin yanından geçen bir kadının, aralarındaki mesafeyi (bir miktar) açması için de söylenebilir. Örneğin, Adıgeler arasında, yol kenarında yürüyen bir kadın, bank, vb. yerde oturan bir erkeği gördüğünde, aralarında 1-1.5 m. mesafe bırakacak şekilde onun yanından geçerdi.

Aile ve akraba grubu içerisinde mekânın yapılanması kaçınma adetine uygun şekilde gerçekleştirilirdi. Bu konu başka yazarlarca oldukça güzel gösterilmiştir.[43] Eşler sadece gece birbirlerini görebilirler ve gündüz karşılaşırlarsa “derhal değişik yönlere dönerlerdi”.[44] Yaşlıların önünde çocukları ile bir araya gelmezler ve mümkün olduğunca onları kendilerinden uzak tutmaya çalışırlardı. Gelin eşinin akrabalarından, özellikle kayınpederinden kaçınırdı. Ona yaklaşmak bir yana, onun oturduğu odanın kapısına bile yaklaşamazdı. Aynı şekilde ebeveynler evli çocuklarının odasına ömürleri boyunca hiçbir şekilde girmezlerdi. Damat da, gelnin akrabaları (özellikle hala/teyze ve yaşlı kadın akrabaları) ile karşılaşmaktan kaçınmak zorundaydı.

Proksemik Davranışın Merkezcil Eğilimleri

Daha önce anlattığımız geleneksel Adıge kültüründe, mekânın yapılanmasındaki merkezcil güçlere ek olarak, ilişkileri kurmak veya sürdürme için törenleşmiş biçimlerde özgül merkezcil eğilimler de vardı.

Konuklara, köyün çıkışına kadar ve bazen koşullara bağlı olarak, bölge sınırlarına kadar eşlik edilirdi. Bir yolcu, arazide veya ormanda arkasından gelen birini gördüğünde onu beklemekle yükümlüydü; kendi çiftliği sınırlarına yaklaşan komşu veya tanıdık birini, hatta hiç tanımadığı bir yabancıyı gören şahıs için de aynı kural geçerliydi. Yolu üzerinde demirci (nalbant) gören şahıs durup oradakileri selamlamakla sorumluydu. Aynı şey rençber, çoban, avcı, arıcı, inşaat ustası veya koyun kırpıcısıyla karşılaştığında da geçerliydi. Bir atlının yolu üzerinde rastladığı çeşitli kutlama veya merasimlere, örneğin düğüne[45], cenaze merasimine[46], ilk hasat kutlamalarına[47] vb., katılmak zorunda olduğuna dair yazılar da vardır. Aksi takdirde atlı, sadece sözlü olarak kınanmakla kalmaz, aynı zamanda, kelimenin tam anlamıyla, cezalandırılırdı. Eğer bu tip davranış genç bir geline yapılırsa, geline eşlik eden gençler ateş ederek atlının şapkasını düşürür, atından aşağı atar ve giysilerini yırtardı.[48]

Dünyanın diğer halklarında da benzer geleneklerin olması,[49] bu davranışın kökeni çok eski çağlara uzanan etnik-evrensel bir olgu olduğunu göstermektedir. Çünkü toplumsal gelişmenin erken aşamasındaki halklarda yolda topluca giden bir gruba eşlik etmek onlara karşı iyi niyet ifadesini belirtirken, aksi davranışlar da kötü niyet, hatta düşmanlık ifadesi olarak kabul edilir, bu durumda grubun üyelerine uğursuzluk ve felaket geleceği düşünülürdü.

Proksemik davranışlardaki merkezcil eğilimlerin çoğu kadına saygı ile ilişkiliydi. Örneğin, geleneğe göre, yaya veya atlı olsun bir yolcu, yolu üzerinde odun kesen bir kadın gördüğünde avluya girmek, kibarca onu yana çekip baltasını almak ve odun kesme işini bitirmek zorundaydı; yolcu ancak bu işi bitirdikten sonra yoluna devam ederdi. Benzer şekilde bir erkek arabaları ile nehir geçmeye çalışan bir grup kadın görürse, kendi uğraşısını bırakarak (ihtiyaçları varsa) kadınlara yardım etmekle yükümlüydü. Genel olarak bir erkek yolda bir kadın grubu gördüğünde onlara gidecekleri yere kadar eşlik etmek zorundaydı.[50] Bu adet shchudegaze (atlıyı takip) adlı geleneğe çok benzemektedir. Shchudegaze’ye göre, yaş ve konum açısından küçük biri daha yaşlı birine rastladığında, kendi uğraşısını bırakır, yaşlının soluna geçerek onun silah-taşıyıcısı, ahçısı ve emireri gibi çalışırdı. Genç, ancak saygın yol arkadaşının (yaşlının) izni ile ondan ayrılabilirdi. Ayrılma geleneksel Adıge nezaketinin ruhuna uygun olurdu: genç, yaşlıdan bir at boyu uzaklaşmak, daha sonra atına binip sola dönerek yoluna devam etmek zorundaydı.[51] Günümüzde, Adıgeler arasında, gençliğinde bu adeti tam olarak uygulamış, bu adeti Adıge karakterinin en iyi özelliklerinin yansıması olarak gören yaşlılar bulunmaktadır. Hatta kendisinin çok önemli bir acil işini bırakarak en küçük bir huzursuzluk belirtisi göstermeden, saatlerce ve günlerce yaşlılara eşlik eden gençler hakkında hikayeler vardır.[52] Fakat eski shchudegaze adeti feodal toplum koşullarına oldukça uymuştu: soylular bu adeti, kendilerinin köylülerin üzerindeki üstünlüklerini gösteren bir araç olarak kullandılar. Yukarıda adı geçen “Kabardey Bölgesindeki Ayrıcalıklı Sınıflar Üzerine Çalışmalar”da şunu okuruz: “Bir beyle karşılaşan her terbiyeli Kabardey işini bırakmak ve yükümlülükleri bitene kadar ona eşlik etmek zorunda idi.”[53] Aynı çalışmada, beylerin, yolu üzerinde karşılaştığı, kağnılarıyla giden bütün bir köylü grubu kendilerine eşlik etmek için zorlayabildiğini görmekteyiz.

Bu ve diğer tüm örneklerde bir bey (yaşı göz önüne alınmaksızın) proksemik davranışın merkezcil eğiliminde temel figürdür. Bey iş için bir köye gittiğinde, başka evlerde ağırlanan maiyetindeki şahıslar, her gün beyi ziyaret etmek ve gerekli hizmetleri yapmakla yükümlüydü.[54] Bölgedeki tüm soyluların ve beylerin toplanması ona olan saygıyı göstermek için yeterli değildi: pek çoğu beye her gittiği yerde eşlik ederdi ve ayrılışında, oldukça uzun bir yol boyunca, ona eşlik ederlerdi. Bazılarını incelediğimiz bu ve diğer pek çok durumda, merkezin önemi ve buna ilişkin proksemik davranış modelleri bütünüyle ve tamamen feodal toplumda hakim olan ideolojiye ve (bu ideolojideki) temel ve bağımlı şahıslara ilişkin nosyonlardaki (düşüncelerdeki) çeşitli farklılıklara bağlıdır.

İnsanların (karşılaştıkları zaman) işlerini bırakmalarının hem toplumsal, hem de psikolojik açıdan son derece ilginç olduğu söylenmelidir. Bu davranış, şüphesiz ki, diğer şahıslara olan saygıyı, onlarla beraber olmanın mutluluğunu sürdürme isteğini sembolize eder; fakat aynı zamanda bu davranış, bir konuğu, bir yaşlıyı veya bir kadını koruma ve kollama düşüncesini de içermektedir. “Uğurlama”nın (geçmiş dönemlerde) yapmacılığa veya köle yapmak için kaçırılmalara karşı koruma zorunluluğundan çıkmış olması olanaksız değildir. Fakat daha sonraları bu davranış saygı ve hürmetin, hatta boyun eğmenin bir ifadesi haline gelmiştir. Kısacası faydacı işlev, ahlaki olanla bütünleşmiş, (davranış dışsal bir etki için tasarlandığı) pek çok durumda ahlaki olana yol vermiştir. Bu tip dönüşüm mekanizmaları antropolojide oldukça iyi bilinmektedir.

Toparlarsak, Adıgelerin geleneksel yaşam biçimlerinin değişik formları ile bir dizi proksemik davranış kuralını gördük. Bu kuralların tarihsel koşullanmaları açıktır: sınıf farklılıkları, mertlik geleneklerinin öğeleri, feodal toplumun koşullarına uyum, eski kabile gelenekleri (konukseverlik, yaşlılara saygı, kaçınma adetleri), kökleri antik çağda olan etnografik kavramlar, büyüsel ve yarı-büyüsel düşüncelerin değişik biçimleri; bütün bunlar toplumsal etkileşim sürecinde mekânın düzenlenmesine direkt olarak etkide bulundu.

Bununla birlikte göstergebilimsel olarak önemli proksemik davranışların nasıl niteleneceğine ilişkin sorunlar ortaya çıkmaktadır: Bu davranışların etnosun kültüründeki yeri nedir? Benim düşünceme göre bu davranışlar iletişim kültüründe özgül bir tabaka olarak görülebilir. Fakat bildiğimiz gibi iletişim kültürü etnos kültürünün bir parçasıdır ve bu biçimde, iletişim etnografyasının inceleme konusudur.[55] Proksemik davranış kuralları iletişim kültürünün diğer parçaları ile de yakından ilişkilidir ve, gerçekte, bu ilişkilerden bağımsız olarak kavranamazlar. Proksemik davranış, iletişimsel davranışın da bir bütün olarak bağımlı olduğu bir merkezden kontrol edilir. İletişim kültüründe bu merkez görgüdür. Görgü, proksemik davranışın temel ilkelerini oluşturur ve buradan, bu kurallarda içerilmiş olan, özgül ahlaki vurgu çıkar.

Sonuç olarak, bir kere daha antropolojinin semiotikten ayrı olamayacağını vurgulamamız gerekli. Bu özellikle iletişim etnoğrafisi için geçerlidir. Toplumsal ilişki ve bağların simgesel (semiotik) düzeninin özgül bir tarihsel-etnoğrafik analizi gereklidir: bu düzey, iletişimin dilsel ve dilsel-olmayan kural ve özellikleri ile temsil edilir. Bu tip çalışmaların sonuçları, etnik grupların günlük varoluşlarının değişik alanlarına ilişkin tamamlayıcı bilgi olarak faydalı olacaktır. Aynı zamanda bu çalışmaların Sovyet etnoğrafyasında iyi bilinen bir sorunun (etnik kültürlerin ve bir bütün olarak etnos kültürünün varoluş ve işlev görme mekanizmaları sorununun) çözümüne de yardımcı olacağına inanıyoruz.


Çevirenin notları

Bu makale, Bğajnokue Baresbiy’nin 1983’de Soviet Anthropology and Archeology dergisinde (Cilt 22, Sayı 2, ss. 49-73) yayımlanan makalesinden çevrilmiş ve 1987’de Ankara Kuzey Kafkasya Kültür Derneği’nin yayın organı Kafdağı dergisinde (Sayı 6-3, ss. 38-51) yayımlanmıştır. Makalenin Rusça orijinali için bkz. B. Kh. Bgazhnokov (1983), “Organizatsiia prostrantstva i etiket”, Sovetskaia Etnografiia, No. 4, ss. 37- 50.

* Proksemik (proxemics): insanların birbirleriyle ilişkilerinde (konuşurken, selamlaşırken, otururken, yemek yerken, vb.) doğal olarak korudukları mekânsal düzenlemenin anlam, düzey ve etkilerinin ve bunların çevresel ve kültürel etkenlerle olan ilişkisinin incelenmesi.

** “Etnos” kavramı “halk” kavramının belirsizliğinden kaçınmak için Y. V. Bromleyin önerdiği bir kavram. (bkz. Y.V. Bromley, “The Term ‘Ethnos’ and Its Definition”, Races and Peoples: Contemporary Ethnic and Racial Problems, Moskova, 2. baskı, 1977, ss. 17-40.) Bu kavram “ulus”, “milliyet”, “aşiret/kabile”, “etnik grup” gibi belirli bir düzeyde dil, kültür ve yaşam biçimi birliği olan, ortak bir etnik-kimlik taşıyan, yani etnik olarak diğer insan toplumlarından ayrı bir bütünsellik gösteren tüm etnik topluluk biçimlerini tanımlamaktadır. Bu nedenle “etnos kültürü”, bağlama ilişkin olarak, “ulus kültürü”, “milliyet kültürü” gibi farklı kültürleri ifade edebilir.

*** Bu üç terim, sırasıyla, Adıge ÖB, Karaçay-Çerkes ÖB ve Kabardey-Balkar ÖSSCnde yaşayan Adıge kökenli topluluklar için kullanılmaktadır. “Bey” pşı (prince) ve “soylu” work (noble) terimlerinin karşılığı olarak çevrilmiştir.


Notlar

1. E.T.Hall, Proxemics − The Study of Mens Spatial Relations Mens Image in Medicine and Anthropology, New York, 1963; Aynı yazar, “Proxemics”, Current Anthropology, 1968, Cilt 9; Aynı yazar, The Hidden Dimension, New York, 1968.

2. Aa.Leontev, Psikhologüa obschcheniia, Tartu: Izdat TGU, 1974, ss. 198-202; P.S. Heidmets, Prostranstrvennaia reguliatsiia obschcheniia cheloveka, Trudy po psihologü, IV, Tartu, Izdat TGU, 1977, ss. 72-84 vd.

3. Örneğin bz. O.M. Watson, Proxemic Behaviour: A Cross Cultural Study, The Hague-Paris, 1970; A.F.Scheflen, Body Language and Social Order, Englewood Cliffs, 1972.

4. V.K. Gardanou, Obshchestvennyi stroi adygskikh narodov (XVİLİpervaia polovina XIX v.). Moscow: Nauka, 1967, 1967, ss 280-326; B.Kh. Bgazhnokov, Adygskii etiket, Nalçık, Elbruz, 1978.

5. Terashev, Odinokii vsadnik. Maikop, Adıge bölümü, Krasnodar Izd., 1967, s.58

6. Khan-Girey, Izbrannye proizvedeniia, Nalçık, Elbruz, 1974, s.190.

7. 1894 doğumlu, Nizhni Akbash köyünden D.Kairova ve Karaçay-Çerkes ÖSSCnden başka şahıslarla yapılan görüşmeler.

8. Besleney köyünden (Karaçay-Çerkes ÖSSC) 1893 doğumlu N. Dijatarivova ile yapılan görüşme.

9. Kabardey Balkar ÖSSC Verknii Cherek köyünden 1890 doğumlu Sh. Mashkuashev ve Kakhun köyünden 1897 doğumlu A. Tkhagalegou ile yapılan görüşmeler.

10. K. Khetagurov, “Osoba (etnograficheskii ocherk)”, Sobr. soch., Moskova, Nauka, 1960 (IV), s. 356.

11. P Veres, “Jobb:bal::ferfi:no”, Szemiotical tanulmánuk, 16, Budapeşte, 1975.

12. Bkz. Istoriia Kabardino-Balkaria ASSR, Moskova. Nauka, 1967, Cilt 1, s. 248.

13. Work (uerk) soylu.

14. Kabardey-Balkar Tarih, Felsefe ve Ekonomi Enstitüsü Arşivleri (bundan sonra kısaca KBIIFE), Böl. 1, Dosya 2, Birim 12, s.128.

15. Kırım beylerinin çocukları khanuko (khanykue) tabakasına mensuptu. Adıge feodal soyluluğunda bu grup feodal hiyerarşide yüksek bir konuma sahipti.

16. Kırım-Girey, Putevye zametki. Izbrannye proizvedeniia Adygskikh prosvetitelei, Nalçıkk, Elbruz, 1980, ss. 98-99.

17. M.Dubrovin, Cherkesy (Adyge), Krasnodar, 1927, s. 171.

18. LV. Sukhanov, Obychal. traditsii i preemstvennost pokolenii, Moskova, Politizdat, 1976, s.15.

19. K.Koch, “Puteshestvie po Rossii i v kavkazsie zemli”, Adygi, balkartsy i karachaevtsy v izvestiiakh evropeiskikh avtorov XIII—XIX vw. (V.G.Gardanov tarafından toplanmış ve tercüme edilmiş, açıklayıcı notlar ve giriş yazısı eklenmiş metinler), Nalçık, Elbruz, 1974 (bundan sonra ABKIEA), s. 603.

20. J. Bell, “Dnevnik pebyvaniia uv Cherkesii v techenie 1837, 1838, 1839 gg.”, ABKIEA, s. 518.

21. Kabardey Balkar ÖSSC, Verkhnii Akbash köyünden 1882 doğumlu K.A. Kudaev ile yapılan görüşme.

22. Batı Avrupa ülkelerinde genellikle odanın ortası işteki kıdemli şahsa ayrılırdı ve bu gruptaki kilit elemanı tanımlamak için bir ölçütü. Bkz. Communication: Concept and Processes, Englewood Cliffs, 1971, s. 89.

23. A.Namitok, Proiskhozhdenie cherkesov, Kısım, 2. Rukopis (Fransızcadan çeviren K. Malbakhov), KBIIFE, Böl. 1, Dosya 5, 1104a, s. 164.

24. A.A. Miller, Cherkesie postroiki. Materialy po etnografii Rossii, St Petersburg, 1914, II, s. 71. Ayrıca bkz. V.P. Kobychev, “O mestopolozhenii kamina v traditsionnom zhilishche narodov Severnogo Kavkaza (k voprosu o metodologii izucheniia narodnogo zhilishcha), Kavazskii etnograficheskii sbornik, Moskova, Nauka, 1980, II, s. 86.

25. J. Longworthh, “God sredi cherkesov”, ABKIEA, s. 545.

26. Eski Hint davranış kurallarıyla ilgili bir konuda oldukça açık belirtilmiştir: “Hiçkimse bir yaşlının kullandığı bir koltuğa veya yere oturamaz.” Zakony Manu, Moskova, Nauka, 1960, s. 42

27. Fustel de Coulanges, Grazhdanskaia obshchina drevnego mira (La Cité Antiguenin Rusça baskısı), St, Petersburg, 1906, s. 90.

28. J. Lubbock, Nachalo tsivilizatsii i pervobytnoe sostoianie cheloveka, St. Petersburg, 1896, s. 29.

29. Bu bağlamda K.Koch, General Raevskii ile görüşmeye gelen bir Çerkes temsilcinin (kendileri oturduktan sonra) generale “oturabilirsin” dediklerini yazar; elbette bu davranışın nedenini Raevskii bilmiyordu. Bkz. Koch, age, s. 592.

30. T. Lapinskii, Gortsy Kavkaza ..., Cilt 1, Paris, 1862. (V.K.Gardanov tarafından Almancadan yapılan çevirinin elyazmaları), KBIIFE, Papkan, 1798, s. 8.

31. Khan-Girey, Zapiski o cherkesii, Nalcik, Elbruz, 1978, s. 293

32. Kerashev, age, s. 91.

33. T. (F.E. Tornau), “Wospominaniia kavkazskogo offitsera”, Russkii vestnik, 1864, 53 (10), s. 419.

34. K.F. Neuman, Russland und die Tscherkessen, Stuttgart ve Tubingen, 1840, s. 98; Theboud de Marigny, “Puteshestvie v cherkesiyu”, ABKIEA, s. 297.

35. Adıge ÖB, Koshekhabl kötünden 1896 doğumlu B.I. Kurashinov ile yapılan görüşme.

36. Khan-Girey, Zapiski o cherkesii, s. 298.

37. Met Cunatokue (İzzet Paşa). Kavkazym i ikhyde (Kafkasya Tarihi), Kh. E. Elberdov tarafından Arapçadan Kabardeyceye yapılan çeviriden, KBIIFE, Papkan, No. 168, s. 270.

38. Burada kullanılan “toplumsal mesafe” terimi, E.T.Hallin kullandığı anlamdadır. Kişisel mesafeden farklı olarak toplumsal mesafe “baskınlığın kısıtlanması” ile karakterize edilir. Bkz. E.T. Hall, The Hidden Dimension, s. 121.

39. Sh. D.Inal-Ipa, Traditsii i sovremennost, Sohum, Alaşara, 1970, s. 74.

40. Hall, The Hidden Dimension, ss 121-122.

41. O.M. Watson, Proxemics-Current Trends in Linguistics, The Hague-Paris, 1974, s. 330.

42. A. Crowley, Misticheskaia rosa. Issledovaniia o pervobytnom brake (The Mystic Rose’un Rusça baskısı), St. Petersburg, 1905, s. 80.

43. Bkz. M.O. Kosven, Etnografiia i istoriia Kavkaza, Moscow, Izd., AN ÖSSC, 1961, ss. 86-91; Ia. S.Smirnova, Izbeganie i protsess ego otmiraniia u narodov Severnogo Kavkaza. Etnicheskie i kulturno-bytovye protsessy na Kavkaze, Moskova, Nauka, 1978.

44. de Marigny, age, s. 306.

45. Dubrovin, age, s. 72.

46. Koch, age, ss. 623-624.

47. Kabardey Balkar ÖSSC Terekskoe köyünden 1897 doğumlu M.Kh. Dyshokou ile yapılan görüşme.

48. Dubrovin, age, s. 72.

49. Örneğin Kırgızlar arasnda, bkz. M.M.Mukanov, Etnopsikhologicheskaia spetsifika neverbalnykh komunikativnykh znakov. Intellekt i rech, Psikhologiia, Alma-Ata, 1972, Cilt 2, s. 11.

50. Bu konunun ilk bahsedildiği örneklerden biri için bkz. G. de Besse, “Puteshestvie v Krym, na Kavkaz v Gruziiu, Armeniiu i Konstantinopol”, ABKIEA, s. 349.

51. Karaçay-Çerkes ÖSSC Zeiuko köyünden 1889 doğumlu Kh. L.Otarov ile yapılan görüşme.

52. Örneğin bkz. S. Kirzhinou, K voprosu ob etikete adygov v semeinom i obshchestvennom bytu arkheologo-etnograficheskii sbornik, Nalçık, Ebbruz, 1974, s. 107.

53. KBIIFE, Böl. 1. Dosya 2, Birim 12, s. 128.

54. Khan-Girey, Zapiski o cherkesii, s. 295

55. Bkz. B.Kh. Bgazhnokov, “Kommunikativnoe povedenie i kultura (k opredeleniu predmeta etnografii obshcheniia)”, Sovetskaia etnografiia, 1978, No 5.

yukarı çık